SAYI 179 / TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2008

 




PAINTING AS A RADICAL ACT: ENRICO BAJ AND JEAN BAUDRILLARD
Dr. B. Gerry Coulter
Only painting which itself succeeds in beings a monstrous act succeeds in resolving and in reabsorbing the monstrosity of our lives, only painting that succeeds in becoming a mythic operator also succeeds in resolving the monstrosity of the social and of the social order, and in this Baj's painting succeeds admirably (Baudrillard, 2001). The Italian artist Enrico Baj, who died in 2003, was a truly radical artist - not simply in terms of his adherence to a "critical" politics (his subject matter), but in his use of materials. Baj is also interesting because he was one of a very few contemporary artists who appealed to Jean Baudrillard.  We owe a debt in the English speaking world to Gary Genosko, who, in his The Uncollected Baudrillard, found two almost unknown papers in which Baudrillard's thought and Baj's painting meet (see Baudrillard 2001 and Baj 2001). In this essay I revisit these encounters, alongside of images of Baj's art, in order to explore the radicality of his painting. >>>

"KÖK SALMAK" YA DA "SALMAMAK"... Karakök Otonomu
Geçen yıl (2007) Mayıs ayında, İzinsiz Gösteri'nin 139. asal sayısında Karakök Otonomu'nun kuruluş prensiplerine ve topluma, siyasete ve kültüre genel bakışına dair metni yayınlanmıştı. O günden bugüne bir yıldan biraz fazla bir süre geçti ve bu kısa süre içinde Karakökçü çalışmalar çok yol kat etti. Otonom, bir gruptan, içiçe geçmiş, sarmallanmış birçok otonoma dönüştü. Deleuze'ün bir kavramıyla karşılaştırılacak olursa, Karakök tam da "köksap" (rhizomatic) niteliği gösteren; ağaç gibi tek merkezli-tek köklü olmayan; anti-hiyerarşik ve anti-otoriter bir tarzda toplumu oluşturan gözeneklere doğru yayılan bir yapı, ya da "karşı yapı" olarak ortaya çıktı. Bugün İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde; Anadolu'nun farklı yörelerinde ve Avrupa'da Türkçe konuşan azınlıkların arasında Karakökçülerin çalışmaları sürüyor. >>>

ULUSLARARASI VİCDANI RET HAREKETİ Can Başkent
Bu yazıda kimi önemli vicdani ret hareketlerini inceleyecek ve bu hareketlerde yer alan aktivistlerin kimi düşüncelerini aktaracağız. Farkındayız, dünyadaki vicdani ret hareketlerini betimlemek için ciltler dolusu kitap yazılabilir. Bu yazının amacı, kısıtlı sayfa sayısı engeline aldırmadan, kısa da olsa bir çok vicdani ret hareketine değinmek ve bilhassa bu vicdani ret hareketlerini diğerlerinden ayıran noktalara işaret etmektir. Vicdani red hareketlerinin Avrupa'da yarattığı etkilerin izini sürmek için yola çıktığımızda, bir çok durağımız olacaktır. Biz bu yazıda, Almanya ve İspanya'ya yoğunlaşacağız. Her ne kadar coğrafi olarak Avrupa'da yer almasa da, Avrupa ile olan kültürel ve ekonomik bağları nedeniyle İsrail'i de Avrupa bölümünde inceleyeceğiz. >>>

İNTİHAR 3 Nurettin Çalışkan
Batıda birinci ve ikinci dünya savaşlarının karanlığında gelmişti intiharlar, bizde ise 80 darbesi sonrasında. Önce "içerde" yoğunlaştı. Ceza ve tutuk evlerindeki baskı ve işkenceleri protestolara vardı intiharlar. 12 Eylül 1980- 2000 tarihleri arasında 62 siyasi tutuklu jandarma ve gardiyanların saldırısı sonucu, 25 siyasi tutuklu ölüm orucu ve açlık grevlerinde, 68 siyasi tutuklu tedavi edilmedikleri, geç müdahale edildiği için yaşamlarını yitirirken 20 siyasi tutuklu hapishanelerdeki baskı koşullarını protesto etmek için intihar ediyordu. Bütün ülkeyi yarı açık cezaevine dönüştüren darbeciler, yasakları, baskıları "dışarıda" da aynı yoğunlukta uyguluyordu. Beklide insanlık tarihinde tek olan bir örneği yaşıyordu yurdum insanı, kendisinin ihbarcısı, polisi, yargıcı oluyor ve elinde "yasak" olabilecek kitapları yakıyordu. Almanya'da Nazilerin yaptığı toplu kitap yakma işini bizzat kitap sahiplerinin kendisine yaptırıyordu darbe yönetimi. >>>

AYRIŞMA, ÇATIŞMA VE FANATİ
ZM
Dr. Kubilay akman
Türkiye, iktidar dinamikleri ve bu dinamiklerin sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki yayılım bölgeleri, güç ilişkileri yer değiştirirken sancılı bir süreç yaşıyor. Sancılarımız ise hep "şiddetli" oluyor! Toplumda şiddetten ve gerilimden arınmaya yönelik ciddi bir eğilim görülmüyor ve şiddet sarmalı farklı toplumsal grup ve tabakaları kendine dahil ederek yoluna devam ediyor. Toplumun içinde bulunduğu girdabın en son yansımalarından birisi de "1 Mayıs" oldu. Sendikalar ve hükümet arasındaki gerilim ve Althusseryen bir kavram kullanacak olursak, "devletin zor aygıtları"nın işçiler ve göstericiler üzerinde uyguladığı müdahale "insan hakları", "demokrasi", "sendikal haklar",  "yurttaşlık", "AB süreci", vb. açılardan fazlasıyla tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. Demirel "yollar yürümekle aşınmaz", demiştir.
>>>

PEMBE PANTER: ÇİZGİ DÜNYANIN SESSİZ ELMASI Haluk Kalafat
Bilmeyen yoktur ama tekrar etmekte yarar var; Pembe Panter elmasın adı, Müfettiş Clouseau'yla ilgisi yok. Aslında film ayrı hikâye, çizgi film ayrı bir hikâye ve örneğine az rastlanır bir ilişkileri var.Sinemayla diğer anlatı sanatlarının ilişkisi genelde "sinemaya uyarlama" biçiminde olur. Yani edebiyat, çizgiroman, tiyatro, müzikal ve çizgi filmden sinemaya uyarlamalar seyretmeye alışığızdır. Pembe Panter çizgi karakteri ise aynı adlı sinema filminden doğdu.Blake Edwards 1963 yılında Maurice Richlin ile yazdığı bir senaryo için "kamera" dediğinde, sinema tarihine geçecek birkaç pop ikonu yaratacağını düşünmüyorduherhalde. Pembe Panter adını verdiği filmin tüm dünyaya tanıttığı Henry Mancini'nin bestelediği temamüziği, Peter Sellers'ın Müfettiş Clouseau rolü ve jenerikteki sevimli panter kısa zamanda unutulmazlar arasına girdi. Blake Ewards'ı birinci sınıf Hollywood yönetmenleri arasına sokan Pembe Panter'in ertesi yıl ikincisi çekildi. >>>

(TİCARİ HOLLYWOOD FİLMLERİ ÜZERINE BİR (K)AŞINDIRMA DENEMESİ.)Jenan Selçuk
Bir kere, iç kamuoyuna ve dışarıdakilere yönelik, birbirleriyle ilintili, iç içe geçmiş, siyasal-askeri (1) gövde gösterisi, (2) sebep oldukları savaşları haklı göstermek, olacaklarına zemin hazırlamak, (3) konjektürel nedenlerden dolayı koşullar gereği uluslararası hukuku hiçe saymanın kaçınılmazlığını vurgulamak, (4) güya yaymaya ve korumaya çalıştıkları değerlere [d-e-m-o-k-r-a-s-i/ e-ş-i-t-l-i-k/ a-d-a-l-e-t/ k-ü-r-e-s-e-l  b-a-r-ı-ş...] yöneltilen tehditlerin çeşitliliğini duyurmak, vbbdbz. ekonomik (1) bu tehditlerin gölgesinde savunma sanayine bütçeden ayrılacak payın artırılması, (2) amerikan ürünleri ve serbest piyasa ekonomisinin küresel reklamı, (3) filmden elde edilecek parasal gelir, vbbdbz. >>>

BENİM BALONLARIM VARDI:
Nurettin Çalışkan
Çocukluğumun güzel anılarını oluşturuyordu uçan balonlar. Özellikle bayram günlerinde, satıcıların ellerinde ki uzunca ipin ucunda rengârenk salınan uçan balonları gördüğümde iç geçirir, sahiplenmek isterdim. Yerçekimine inat yukarıya doğru salınışlarını seyreder, onların sahip olduğu özelliğin bende de olmasını hayal ederdim. Çocukken özgürlük böyle tanımlanıyor olsa gerek, sizi ayaklarınızdan tutup yere bağlayan güce inat, kuşlar gibi havada rahatça hareket edebilmek...İlk uçan balonu sahiplendiğim günü anımsıyorum da, gün boyu sokak aralarında bir uçurtma misali dolaştırdıktan sonra, akşam kuyruğuna biraz daha ip ekleyip yatak odamın tavanına bırakıvermiştim. Ertesi gün yine bıraktığım gibi bulmayı düşlüyordum, uzattığım ipin ucundan tutacak ve sokaklara düşecektim yeniden. >>>

PASİFİK OKYANUSU SEYİR DEFTERİ (1): NOTLU ŞİŞE YAP ADASI'NA ULAŞIR...Dr. Ulaş Başar Gezgin
Kimi zaman çok canımızı sıkar modern yaşam çooook... Basıp gidesimiz, bir daha dönmeyesimiz gelir... Ve genelde, tropik bir ada düşleriz; yüksek palmiyeleri ve hindistancevizi ağaçlarıyla, masmavi açık denizi, inci inci kumsallarıyla... Belki de yerliler yaşıyordur adada?! Dinsel törenleri için kurban edecek beyaz adam/kadın arıyorlardır?! Umursamayız... Bunu düşünmeyiz bile. Çünkü o ada, bizim düşlerimizdeki adadır. Düşlerdeki bir adada, yerliler olmaz; ille de olacaklarsa zararsız olurlar, Cuma gibi olurlar anca'... Ya da belki vahşi hayvanlar vardır?! 'King Kong' filmini anımsayalım: O güzelim Kafatası Adası, adını nereden aldığını kısa sürede göstermişti davetsiz konuk beyaz adamlara... >>>

GÜN OLUR ALIR BAŞIMI GİDERİM!
Mustafa Cebe
Adalar. Gönüllü ve zorunlu sürgünlerin yeri adalar. Bir adada servilerin gövdesine yaslanıp yerle gök arasında asılı kalmak. Uzanıp gölgesine bin yıllık uykulara dalmak. Uyandığınızda, yazarın dediği gibi, "Servilerin dallarından gelen esintiler büyük bir silgi gibi her şeyi siliyor zihnimden," diyebilmek. Benim de sık sık başımı alıp bir adaya gitmişliğim vardır. Fiziki olarak bu, her zaman mümkün olmasa da "O ada senin, bu ada benim," deyip adalara düşsel olarak sığınırım çoğunlukla. Yolculuğu seven, yollara düşmeyi sevenlerin ortak düşüdür sanırım, bu ada sevdası. "Kuşlar seslerini bulmak için / Bahçelere koşuyorlar" der Anday bir şiirinde. Öyle bir şey galiba... >>>




ODTÜ TARİHÇE- 2 ÇALIŞMALARI (1980 - 2000)- SEÇME YAZILAR >>>>


ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI
Nurettin Çalışkan (Sayı 23)
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRİM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı .. >>>

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR ..
İbrahim Akar (Sayı 103)
1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. >>>

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER Haluk Kalafat (Sayı 43)
Hazırlık'ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) ...
>>>

ÇIPLAK MODEL, GORBAÇOV, VS. Gül Büyükbay (Sayı 97)
95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. >>>

ODTÜ’DE BAHAR
Bora Ercan (Sayı 83)
Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.
>>>

SU EYLEMİ Dilek Koçal (Sayı 79)
Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>>

ODTÜ ORYANTASYON
U Nurettin Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin...
>>>

ODTÜ'DE BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı 59)
1980 sonrası sonrası gençlik ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin ...
>>>

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974) (Sayı 67)
"Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>>

BAKKAL, MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler. Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü bu
... >>>

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali Pekşen (Sayı 41)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki .... >>>





>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


 
s