Gezi Direnişi ve Yazarlar Forumu
_ Ulas Basar Gezgin
Gezi Direnişi, polisin fiili işgali sonucunda park forumlarına yöneldiğinden beri, bu park forumlarına ek olarak, meslek tabanlı forumlar da gerçekleştiriliyor. Avukatlar forumu ve oyuncular forumu gibi örneklerini görebileceğimiz bu yönelime 29 Haziran 2013 itibariyle Yazarlar Forumu da eklendi. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın çağrısıyla, 29 Haziran 2013 günü saat 17:00’de, sendikanın önünde bulunan Yahya Kemal Parkı’nda (Barbaros, Beşiktaş) konuşulanları özetlemek değil amacımız. Bu yazıda, bunun yerine, yazarların bu süreçte ne tür katkılar sunabileceği sorusuna odaklanıyoruz.
Türkiye’de yazarların belli başlı 3 örgütü var: Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN. Ancak, yazarların çok azı, bu üçlüye üye. Çoğunluk, örgütsüz ya da bağımsız. Bu, Gezi Direnişi’nin siyasal kesitine çok uyuyor: Direnişçilerin çoğu, örgütsüz/bağımsız insanlar(dı). Bu veri, yazar örgütlerini ve genel olarak meslek örgütlerini ve partileri bir muhasebe yapmaya itmeli. “Direniş, sol parti ve örgütleri güçlendirdi mi; zayıflattı mı; yoksa bunların dönüşüm geçirmesini mi sağladı?” sorusunu başka bir yazıda yanıtlamıştım (bkz. http://bianet.org/bianet/insan-haklari/147856-kadikoy-forumu-notlari-kimligini-kaybedip-bulmak). Bunu yazar örgütlerine uyarlayalım: Birinci olasılığa göre, direniş, yazar örgütlerini güçlendirmiş olabilir. Direnişin ateşiyle, yazar örgütleri, akın akın gelen yeni üyelerle karşı karşıya olabilir. Çeşitli forumlarda (örneğin Büyükdere Forumu), foruma katılanlara, işlerine karşılık gelen meslek örgütlerine üye olmaları çağrısı yapılıyor(du). Ayrıca, kimi ilçelerde (örneğin Kartal), sol partilere katılan üye sayısının arttığı biliniyor. Ancak, bu, yazar örgütleri için geçerli değil. Direniş, yazar örgütlerinin üye sayısını arttırmadı ve diğer örgütsel güç göstergeleri de (mali kaynak, lojistik olanaklar, toplumsal ağlar, müzakere gücü vb.) değişmiş değil.
O zaman ikinci olasılığa geçelim: Bu olasılığa göre, direniş, sol parti ve örgütleri zayıflattı. Neden? Çünkü insanlar, örgüt/parti olmadan da direnebildiklerini ve büyük bir güç olabileceklerini gördüler. Yani bu açıdan, partiler/örgütler, hantal yapılarıyla gereksizleştiler ve bu durum, bunların direnişin öncüsü değil ‘sonradan yetişen’i olmaları noktasında tavan yaptı. Bu değerlendirme, kimi örgütler için geçerli olmakla birlikte, yazar örgütlerini etkilemiş değil.
O zaman gelelim üçüncü olasılığa: Bu olasılığa göre, örgütler/partiler, Gezi Direnişi nedeniyle bir dönüşüm geçiriyor. Nedir bu dönüşüm? Direniş, esnek (her saat olabiliyor; mesai saatine dayanmıyor); anında karar alabilen (eylem çağrısı yapılıyor; aklına yatan, sokağa çıkıyor); hiyerarşik olmayan (örgütsüz/bağımsız çoğunluğun bir sözcüsü bile yok); ve direnişçi ile direnişçi olmayan arasında keskin bir çizgi çizmeyen (herkes isterse direnişçi olabiliyor, koşullara göre diren(e)meme hakkı saklı tutularak) bir nitelik taşıyor. Örgütler/partiler ise, genel olarak, tam tersi: Birçoğu, mesai saatlerinde çalışıp beşten/altıdan sonra dükkanı kapatıyor. Örgütlerde/partilerde karar almak, zaman alıyor. Üyeler, rutin toplantılara boğuluyor. Yasalar nedeniyle gerekli prosedürler, kimi zaman sinir bozuyor. Seçimler, çoğunlukla, çarşaf listelerle yapılıyor. Tümünde olmamakla birlikte, hiyerarşik karar düzenekleri egemen. Diğer yapılarla ortak bir eylem yapılacaksa, karar süreci daha da uzuyor. Son olarak, örgütlerde/partilerde üye olan ve üye olmayan arasında keskin bir ayrım var. Ancak üyeysen, söz/yetki/karar hakkı olabiliyor. O da, varsa...
Şimdi bu dörtlüyü (esnek zaman, anında karar, heterarşi ve muğlak üyelik) yazar örgütleri açısından yorumlayalım: DİSK ve KESK, kendinden beklenmedik hızda bir genel grev kararı alabildi. Direnişin, örgütleri/partileri ilk noktada dönüştürebildiği görülüyor. Aynısını yazar örgütleri için söylemek zor. Yazar örgütlerinin daha esnek bir zamanlamaya yönelmesi gerekiyor. Bunun için, bu örgütler, Zello gibi telsiz sistemlerini, Google Hangout gibi toplu video-konferans programlarını, Skype ve Viber gibi ücretsiz telefonlaşma olanaklarını vb. daha sık kullanmalı; bunları karar düzeneklerinin bir parçası durumuna getirmelidir. İkinci olarak, yazar örgütleri, eylem kararı yerine genel bir eylem çağrısı üzerinden çalışmalar yapabilir. Hatta falanca örgüt imzalı birçok eyleme örgütsüz/partisiz kitlenin gelmediğini söyleyebiliriz. Yazarlar içinde örgütsüzler/bağımsızlar çoğunluk olduğuna göre, çağrılara, yazar örgütlerinin imzaları yerine, ‘Yazarlar Forumu’ gibi genel ve tümüyle Gezi sonrasında çıkmış olan imzalar atılmalı. Heterarşi konusuna gelirsek, öncelikle çarşaf listeli seçimlere son verilmeli. Yazar örgütleri gençleştirilmeli. Hatta genç kotası gibi uygulamalar yapılabilir ya da tersine, yaşlı kotası. Muğlak üyelik konusu ise, üye olmayanların da katkı sağlayabileceği forum tarzı platformlara evrilmeyi gerekli kılıyor.
Daha önce çeşitli yazılarda yazdığım gibi (bkz. http://bianet.org/bianet/siyaset/147914-toma-geldi-hadi-barisin), 90’lılara yapılan aşırı övgü, diğer kuşakların direnme sorumluluğunu 90’lılara attığı için durdurulmalı. Ayrıca, bu övgü, diğer kuşaklardan gelen kitlesel katılımcılara haksızlık ediyor. Üçüncüsü, Gezi’yi bir öğrenci hareketi düzeyine indirerek itibarsızlaştırıyor. Oysa, Gezi, 68 gibi sonradan işçiye ve köylüye ulaşan bir öğrenci hareketi değil. Başından beri, her kuşak vardı ve hâlâ var. Yaş ortalaması yüksek olan yazar örgütlerinin, bu övgü sayesinde, kendi sorumluluklarını yerine getirmemeleri engellenmeli.
Bir diğer nokta olarak, Gezi’ye içeriden ve dışarıdan bakışlara dikkat çekmeli. “Onlar direndi/direniyor; biz yazarlar onları destekliyoruz” sözü, diğer kuşakların kendi sorumluluklarını gençlere atmasının bir diğer örneği. Oysa, biz dili kullanılmalı. Yazar örgütleri, “onları destekliyoruz” demek yerine, “biz de direnişteydik; direnişçiler olarak...” gibi ifadeler kullanmalı. Burada ‘direnişçi’ tanımını açmak gerekiyor. Dar tanımıyla, ‘direnişçi’, polisle etkin olarak çatışanlardır. Bu dar tanımın benimsenmesi, hem biz/onlar dilinin oluşmasına hem de direnişi destekleyen milyonların değersiz görülmesine yol açıyor. Geniş tanımıyla ‘direnişçi’, etkin olarak direnen ya da çeşitli yollardan direnişe destek olan (tencere tava, yemek getirme, konser verme, şiir ve yazı yazma, çeviri yapma, para gönderme, ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetleri verme, arama-kurtarma yardımı yapma, yürüyüşlere katılma, ürün ve medya boykotları vb.) herkestir. Bu tarifle, direnişe etkin olarak katılan yazar örgütleri üyeleri de, diğer destekçiler de kapsanmış oluyor.
Bir diğer nokta, şu: Yazar örgütlerinin dile dikkat etmeleri gerekiyor. Bunlar, edebiyatçıların örgütleri olarak, dil konusunda daha duyarlı olması beklenen kurumlar. Hükümetin kullandığı ‘Gezi Olayları’ sözünün ideolojik olduğunu; bunun bir direniş olduğunu ve bu nedenle ‘Gezi Direnişi’ ve ‘Gezi Hareketi’ denmesi gerektiğini gözden kaçırmamalı.
Sonuç olarak, yazar örgütleri, dile dikkat ederek ve direnişi dar değil geniş olarak tanımlayarak, yukarıda anlatılan esnek zaman, anında karar, heterarşi ve muğlak üyelik noktalarında yol kat etmek durumunda. Bunun yolu, yazar forumlarından geçiyor. İstanbul’da başlatılan bu forum, başka illerde de sürdürülmeli.
İyi çalışmalar Yazarlar Forumu!