![]() |
“MARJiNALiTEYi KABULLENiŞ TEKNiKLERi” VE ADORNO’DA “HOŞGÖRÜLÜ İKTİDAR” KAVRAMI ÜZERİNE_ Mustafa Murat Tatlı Sayı 31, Mart 2005
Burjuva hoşgörülüdür oysa ;” der Adorno, “İnsanları oldukları gibi sever, çünkü onların olabileceklerinden nefret etmektedir.” Belki de, Robert Musil “Niteliksiz Adam” adlı eserinde başkişi Ulrich’e, “olasılık duygusu, olabilecek başkaca herşeyi de düşünme ve olanı olmayandan daha çok düşünmeme yeteneği diye tanımlanabilir.” dedirtirken, Adorno’nun Minima Moralia’da bahsettiği olasılık-karşıtı iktidarın psikolojisini en iyi şekilde çözümler. Adorno’nun ‘iktidar’ı, ‘olan insan’a hoşgörü gösterip ‘olası insan’dan nefret ederken, “...(olası bir yaşantı), içinde çok tanrısal bir yan, bir ateş, bir kanatlanma, bir inşa iradesi ve gerçeklikten ürkmeyen, ama gerçekliği bir görev ve yerine getirilecek bir buluş olarak da ele alan, bilinçli bir ütopizmi de içerir.” diyen Ulrich’in engin deneyimine itibar eder. Öyle ki, iktidar olası bir yaşantıyı gerçekte yaşanılandan daha net görür denilebilir.
|
![]() |
İKTİDAR HEP BE(N)DEN İSTER_ Mustafa Murat Tatlı Sayı 59, Ekim 2005
İktidarın hoş karşılamadığı ya da gayrı ahlaki bulduğu kimi yakışık almaz ya da saldırgan ya da siyasi bağlamda düşünülürse militan arzular içe atılır, içselleştirilir. Lakin, iktidar dolayımıyla çirkinleştirilen ya da ‘insanlık-dışı’laştırılan bu arzular aslında gelmiş oldu yere geri gönderilir; bireyin bedenine yöneltilir. Bu aşırı Freudien şema, çirkin, abes yada insanlık-dışı olarak yaftalanmış arzulardaki iktidar pratiğini ya da bu biçimde nitelenen arzu-alanlarının iktidarın hükmedemediği direngen-artıklarla dolu olduğunu açığa çıkarır bir bakıma, bunu sarih kılar. |
![]() |
TAHAKKÜMDE NEZAKETİN ROLÜ YA DA NAZİK İKTİDAR ŞEMALARI_ Mustafa Murat Tatlı Sayı 41, Mayıs 2005
Yukarıdaki fotoğraf Elliot Erwitt’e ait, zaman 1950, mekan Kuzey Carolina’da W.W. Norton&Company; adlı müessesenin lâvabosu. Fotoğraf 1988 yılında Londra’da sergilenmiş ve fotoğrafa rastladığım kaynakta, fotoğrafın altına şu söz iliştirilmişti; “Dostlara Adil Davranılır, Düşmanlara Yasa Uygulanır.” (1) Ancak, ne yazık ki, yukarıda sergilenen fotoğraftaki enstantanenin üzerinden elli beş yıl geçti ve elli beş yıl sonra yani günümüzde, tahakküm ilişkilerini yukarıdaki anlık görüntüdeki kadar açık ve net yakalayabilmek fazlasıyla zor. Bir tahakkümü, yukarıdaki fotoğrafın altına iliştirilen sözdeki kadar duru bir ifadeyle açıklayabilmek ise, imkansız. Zaman zor, zaman Arundhati Roy’un Küçük Şeylerin Tanrısı isimli romanının bir yerinde geçen, “Bir insan bir şeyin olduğunu bilmiyorsa, onun bunu hatırlamasını beklemek imkansızdır.”
|
![]() |
EGEMEN BAKIŞ VE DİLE GELEN İKTİDAR_ Mustafa Murat Tatlı Sayı 29, Ocak 2005
Anayasa Hukukçusu Bakır Çağlar, 5 Eylül 2003 Cuma günlü Bizim Gazete’de yayınlanan “ ‘Big brother is watching you’ MGK Genel Sekreterliği Yönetmeliği Üzerine” isimli makalesine, “ Tartışılmaz ‘Tek Doğru’ya başkaldıran Antigone ve tek doğruyu her mekanda insana dayatan ‘Big Brother’ ikilemi...” diye başlamıştı. “Yalan durumu idare eder ya da kotarır, hakikat dayatır.” diye devam etmemişti bereket versin, böylece bunu söylemek de bana kaldı. Belçikalı romancı, şair ve oyun yazarı Henry Bauchau, Antigone isimli romanında, Antigone’un ‘Tek Doğru’ya karşı savaşını, Antigone’un dilinden, şu cümlelerle özetlemişti; “Yeni olanın gücü ve gençliği üstün geliyor, doğan güneş canavarı püskürttü ve yeni bir ışık alanı açtı. Onu ne kovdu ne de yendi, kendi de yanmadan yapamazdı bunu, Python da artık öç almayı umut edemez. Savaşçı ateş onları yaktı, aynı zamanda değiştirdi de. Burada ve Delphoi’de birlikte yaşamak ve biricik ve çoğul olan kelamın yankılanmasına izin vermek zorundalar.” |
![]() |
TELAFİ İMKANSIZDIR VE KİMİ ZAMAN AF DA_ Mustafa Murat Tatlı Sayı 37, Nisan 2005
Herkes Bizim Gibi Olamaz”1 Faruk Ulay’ın öykülerinden birinin adı. Öykü, “Bakma saatine. Saatine bakarsan gidersin” 2 diye başlıyor ve öykünün bir yerinde, ilk bakışta çingeneye benzer bir kadın, ‘Gitmek için saate bakmak gerekli midir?’, ‘Saate bakmadan da gidilebilir mi?’ vb. üzerine beyanatlarda bulunuyordu. Aslında her daim saate bakmalı ve gitmeli; bir, her yere ve her şeye gecikmişlik duygusu yaratarak. Ama bu arada, güncele dair yorumlarda bulunma sıkıntımdan dolayı şu olguya kısaca değinmek istiyorum; “Bizi neden sevmiyorsunuz?” Ya da şöyle dile getirilebilir; Türk kamuoyundaki anti-amerikan tavırdan rahatsız olan bir grup şahıs var. Bu kamuoyunun spontane gelişimi, kendiliğindenliği, re’sen vücut buluşu benim bu konuya ilgi göstermemin nedeni oldu. Şunu söyleyebilirim ki; bir insanın bir başkasından nefret etmesini yargılamam ama, ‘Beni neden sevmiyorsun?’ şeklindeki soruyu yargılamaya değer bulurum. |





Copyleft | 2004