SANAT VE ORJİNALİTE Dr. Kubilay Akman Sanatta orijinalite" konusunun tartışıldığı şu günlerde, tartışan tarafların açıklamaları birbirini izlerken, ihmal edilen bir konu bulunmaktadır. Tartışma maalesef genellikle kavramsal-teorik bir arkaplan olmadan yürütülmektedir. Buna, on yıllardır aynı piyasa içinde yer alan kişilerin birbirlerinin yarattığı değeri görmezden gelen, hatta giderek hiçe sayan bir üsluba yönelmesi meselesi eşlik etmektedir. Bugün yapılabilecek en doğru şey, modern eleştirinin sunduğu olanakları "çağdaş Türk resminin orijinalliği" tartışmasının hizmetine sunmaktır. Orijinal (özgün) nedir? Orijinal olabilmek için bir sanat eserinin "biricik" olması mı gerekir? Taklit nedir? Kopya nedir? Taklitçilik ve sahtecilik aynı şey midir? Hala sürmekte olan tartışma boyunca burada...>>>
YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 1 - "LUXURIA" Can
Başkent Anarşist cinsellik felsefesi üzerine çok yazdık. Eşitlik ve adaletin, anarşizan cinselliğin değişmezlerinden olduğunu vurguladık ve vurguladık... Fakat, tüm yazılarımızda es geçilen önemli bir nokta vardı: acaba anarşist cinselliğin sınırı var mıdır? Dante, şehveti "başkalarını aşırı sevmek" olarak gördüğünü yazarken, bir yandan da en çok sevilenin tanrı yerinde bir insan olmasının çelişkisine işaret ediyordu aslında. Peki, bir anarşist şehvete nasıl yaklaşmalı? Meşhur yedi ölümcül Hırıstiyan günahlardan biri olan şehvete, ya da Latince'siyle "luxuria"ya tarihte atfedilen ilk anlam cincel şehvetten ziyade, her hangi bir şeye/nesneye karşı aşırı duygular beslemek olarak tarif edilebilir. Lükse, yani aşırıya düşkünlük çağlar boyunca Hırıstiyan... >>>
YAKIN TARİHİMİZ VE NECDET BULUT CİNAYETİBülent Vargil 1938 yılında Sivas/ Gürün'de doğan, bilgisayar alanında doktora yapmış ilk bilim adamımız Dr. Necdet Bulut cinayetinin önemini, yakın tarihimizle ilgili süreçler içinde değerlendirmemiz doğru olacaktır . 1968-1970 yılları dünyada emperyalizmin kriz yıllarıdır ve sistem bu krizden çıkışı, krize neden olan faktörleri ortadan kaldırmak suretiyle, yani, kaybetmiş olduğu siyasal ve ekonomik hakimiyet alanlarını geri alarak ve yeni alanlar kazanarak,1982 yıllarına kadar uzayan bir zaman dilimi içinde sağlamaya çalışacaktır. Globalizm adını verdiğimiz bu yeni aşamada, kapitalizm, hakimiyet alanlarındaki ulus-devletlere dayattığı neoliberal politikalarla onların finansman ve üretim alanlarına... >>>
"SİYAH SÜT, YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN POSTPARTUM DEPRESYON"
Gönül Aslan Daha önceleri de çok satan, hatta çok satsın diye yazılan ve basılan kitaplar okumuşluğum var gerçi. Lakin yazarın, kuvvetle muhtemel, illa pürü pak bir iyi niyet dahilinde algı fukarası zavallı eksik okur'u da göz önünde bulundurarak kaleme aldığı "okuma yöntemi"nden başlayarak tüm kitaba taşan düşünce ve hissiyatları kadar samimiyetsizine rast gelmemiştim. Düşüncenin samimiyeti ve samimiyetin gerekliliği üzerine naçizane görüşlerim meraklı ve ilgili okurun seyriyle elbette çakışacağından kitaba dönmekte fayda var. Sözü edilen yedi sayfalık bölümde yazarın kadınlık, annelik, deneyim aktarımı gibi mefhumlardan modern cumhuriyet eleştirisine..>>>
RIZAZehra Koç 4 Ocak gunu vizyona sessizce bir film girdi... Tayfun Pirselioğlu'nun yönettiği Rıza.. Film, İstanbul'da, Anadolu yakasında bir, Avrupa yakasında üç olmak üzere sadece dört salonda oynuyor... Muhtemelen gösterimdeki ömrü iki haftayı aşmayacaktır... Adana - İstanbul hattında kamyon şoförlüğü yapan Rıza'nın İstanbul'un ortasında düştüğü, çaresizliğin, vicdan azabının, ayakta ve hayatta kalma mücadelesinin bir öyküsü bu... Hayatta sahip olduğu tek şey ipotekli kamyonu bozulunca umutsuzca para arayışına giren Rıza , sonunda bir "suç işler". Onun yaşadığı çaresizlik, vicdan azabı ve Dostoyevski'yi çağrıştıran suç mahallinden ayrılamama hali, sizi de sinemanın karanlığında ve perdenin karşısında çaresiz bırakıyor. Bir tür suç ortaklığı yaşatan bir çaresizliktir bu....>>>
TÜRKİYE'DE POP-ART NEDEN YOK?Dr. Kubilay Akman 1950'lerde İngiltere'de ortaya çıkan ve asıl gelişim alanını Amerika'da bulan Pop-Art Batı sanat tarihinde Andy Warhol, Jasper Johns, Roy Lichtenstein, David Hockney, Claes Oldenburg ve R. B. Kitaj gibi isimlerle yer aldı. Pop-Art'ı, en azından bir terim olarak doğduğu coğrafyada değil de Atlantik'in öte yakasında geliştiren dinamikler nelerdi? Pop-Art neden İngiltere'de değil ABD'de gelişim imkânı buldu? Ve bizim sorumuza gelecek olursak, Türkiye'de neden Pop-Art akımı gelişemedi? Pop-Art'ı karakterize eden unsurlar, ileri-kapitalist toplumların tipik tüketim nesnelerinin, kültürel figürlerinin ve ürünlerinin plastik sanatlar alanına taşınmasıdır. Campbell's Konserveleri, hamburger ve Coca Cola popstarlarla birlikte bu akım içinde yerini aldı. Pop-Art'ın tüketim toplumu ve kültürüyle kurduğu birebir ilişkiler farklı...>>> DALGALONYA MASALLARI (2)Zelda Capulet Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, şu bizim Dalgalonya'nın elbette küresel küre ulusları içinde eşit haklara sahip, şerefli bir üyesi olarak varlığının sonsuzluğunu ve bu sonsuzluğun sürdürülebilirliğini temin için; bir Dalgalonyalının iradesinin mutlak üstünlüğünü her daim mümkün kılmak için; egemenliğin her durumda Dalgalonya ulusuna aidiyetine Dalgalonyalıları ikna etmek için; Dalgalonya devletinin her nevi kurumunun kendi içi ve "periferisi" ile hiyerarşisinin, düzeninin, münasebetinin ve işbirliğinin biçimini belirlemek için; her Dalgalonya vatandaşının en temel hak ve hürriyetini garanti altına alırken, ulusal değer ve menfaatleri korumak için; tüm Dalgalonyalıların şerefli bir hayat sürdürmesi için; Dalgalonya vatandaşlarının gurur ve iftihar, sevinç ve keder, hak ve ödevlerde, nimet ve... >>>
FAZIL SAY VE KÜBRA YA DA NEREYE GİTMELİ Bora Ercan Normal şartlar altında çok da önemsenmeyecek bir konu, bir olay eğer gündemde ön plana çıkabilecek başka bir şey yoksa ya da gündemin bir şekilde yönlendirilmesi gerekiyorsa, sekiz sütuna manşete taşınır. Nitekim, Fazıl Say'ın bir şiirin dizesinden kopup gelirmişcesine "buralardan gitmeliyim," serzenişleri geçtiğimiz günlerde sıkça konuşulur oldu.Eskiden birayaya gelindiğinde "ne olacak bu memleketin hali," diye başlardık hararetle tartışmaya. Şimdi, artık bu konu başlığı ortadan kalktı çünkü memleketin hali ortada. Bir de samimiyet yok artık. Delikanlılık kültürü nasıl kendini yavşaklık kültürüne teslim etmişse içtenlik kültürü de kendini "mışgibiyapmak" kültürüne teslim etti. Toplum, değişen koşullara çabuk uyum sağladı. Bu koşullara uyum göstermeyen, gösterme rızasında olmayan... >>>
GRAMSCI ve HEGEMONYANIN KÜLTÜREL AYGITLARI Gül Büyükbay Antonio Gramsci, 1926'da 35 yaşında ve İtalyan Komünist Partisi'nin lideri ve parlamentoda milletvekiliyken Mussolini'nin faşist rejimince tutuklandı ve Sicilya yakınındaki Ustica adasında geçirdiği bir yıl dışında ölüm yılı olan 1937'ye dek zamanını ya hapishanede ya da hastanede yazarak geçirdi. Hapishanede "Sonsuzluk için bir şeyler yapmanın önemi fikriyle doldum -ki sanıyorum bu, tüm mahkumlar için tipik -" diyerek 30'dan fazla defterden oluşan hapishane defterlerini yazmıştır(...) Bu makalede Gramsci'nin "Kültürel Makaleler"i üzerinden kültürün bileşenleri ve onların toplum üzerinde etkileri tartışılacak. Fakat öncelikle Gramsci'nin ürettiği "Hegemonya" , "Mevzi ve Manevra Savaşları", ...>>>
MONA MOJITO Ali Rıza Arıcan Just after the first rain drops of the afternoon start to accelerate the life in the city, I arrive at the seminar where I plan to meet some soon-to-be-writers. It is all my hope that I will find some people who can listen to my eccentric stories and we can laugh at them together. Being among soon-to-be-writers is not so different from being locked in a room where everyone speaks a different language. A dozen of cats, full of desires to be heard by others are walking around with their soon-to-be-written crumbs of new ideas in their heads. They are meowing loudly and rubbing their furs to each other's legs to know more and to be known by more. We read different authors, we like different styles of writing, we drink different cocktails and we have different purposes in our lives. There is only one thing which brings us together: We all want to be a published-writer as soon as possible!..>>>
ÇIPLAK
MODEL, GORBAÇOV, VS.Gül
Büyükbay (Sayı 97) 95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki
resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp
Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu
biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan
da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti.
>>>
ODTÜ’DE
BAHAR Bora
Ercan(Sayı 83) Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite
harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını
oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının
yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu
eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.>>>
SU
EYLEMİ Dilek
Koçal(Sayı 79) Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ
günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki
bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de
şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde
olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>> ODTÜ
ORYANTASYONU
Nurettin
Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir
heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri
kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı
yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi
taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin... >>> ODTÜ'DE
BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı
59) 1980 sonrası sonrası gençlik
ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar
altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını
engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile
neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin
...>>> BEKİR
HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)
(Sayı 67) "Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk
yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış
biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken
ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde
çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>> BAKKAL,
MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan
Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının
ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler.
Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı
bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını
söyler. Çünkü bu ...
>>>
ODTÜ
TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali
Pekşen (Sayı 41) Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin
1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden
yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası
olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000
adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık
ki .... >>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.