Keçinin boynuzunu kırınca değnekle çoban
yalvarmaya başlamış, ele vermesin diye
kendisini efendisine. "Olsun" demiş keçi,
"sesimi çıkarmam zarara uğradımsa da
haksız yere , ne var ki olan biten ortada,
durum bas bas bağıracak işlediğin suçu."
Gaius İulius Phaedrus Masallar
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, şu bizim Dalgalonya'nın elbette küresel küre ulusları içinde eşit haklara sahip, şerefli bir üyesi olarak varlığının sonsuzluğunu ve bu sonsuzluğun sürdürülebilirliğini temin için; bir Dalgalonyalının iradesinin mutlak üstünlüğünü her daim mümkün kılmak için; egemenliğin her durumda Dalgalonya ulusuna aidiyetine Dalgalonyalıları ikna etmek için; Dalgalonya devletinin her nevi kurumunun kendi içi ve "periferisi" ile hiyerarşisinin, düzeninin, münasebetinin ve işbirliğinin biçimini belirlemek için; her Dalgalonya vatandaşının en temel hak ve hürriyetini garanti altına alırken, ulusal değer ve menfaatleri korumak için; tüm Dalgalonyalıların şerefli bir hayat sürdürmesi için; Dalgalonya vatandaşlarının gurur ve iftihar, sevinç ve keder, hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve hayatın her türlü tecellisinde, kaderlerinin ortak olduğu ve fakat huzurlu bir hayat talebine de hakları bulunduğu göstermek için ve "demokrasiye âşık" Dalgalonyanın evlatlarına "Dalgalonya sevgisini" emanet ve tevdi için bir "babayasa"sı varmış...
Bu babayasa'nın, "en baba" yasalarından biri, ki numarası 301 imiş, doğrudan Dalgalonyalı olmanın kendisi ile ilgiliymiş... Bu "en baba" babayasa maddesi, Dalgalonya'nın ve Dalgalonyalılığın devamlılığını sağlayan kişi ve kurumları "alenen aşağılayanları" ülkenin zindanlarında, 6 aydan üç yıla kadar tutmayı garanti altına alırmış...
Bu "ulvi babayasa"nın, Dalgalonya'nın geçtiği olağanüstü bir dönemde hazırladığı; "kahverengi"ye rağmen ezici bir çoğunlukla vatansever Dalgalonyalılardan tarafından kabul edildiği enformasyonu da akılların en derin, ancak paradoksal bir durum yaratmasına rağmen, aynı zamanda yüzeye de yakın bir yerlerinde tutulması gerektiği hatırlanmalıdır elbette...
İşte bu olağanüstü dönemin üzerinden nereden baksanız bir 25 yıl geçmişken ve Dalgalonya halkının ezici çoğunluğu, kafayı senede bir formatlayarak hayatını sürdürürken, ülkede, "Dalgalonya'nın şerefini, devamlılığını ve selametini" sağlamak için ve fakat 301 no'lu babayasa'dan da ilham ve güç alarak 19 ocak 2007 günü "alenen bir cinayet" işlenmiş...
Bu cinayet ki, Dalgalonya'da gerekli yetke ve yetkiyle donanmış şahıslar tarafından idare edilen ve varlığı en baba yasalarla korunan kurumlar tarafından en ince ayrıntısına kadar ve "alenen" biliniyormuş bilinmesine ama ne gerekli takip ve tedbir alınmamış...
Artık "derin" bile denilmesine gerek olmaksızın, gayet sığ sularda yüzen güçler tarafından işlenen bu cinayetin ardından yaşananlarsa, Dalgalonya'da gün ışığında "alenen yaşanan karanlığın" kanıtı olarak hemen her Dalgalonya'nın karşısında dursa da, onlar her şey Dalgalonya için diyerek, bu fark etmemeyi tercih ettikleri ve günbegün içlerine bir sis gibi yayılan bu karanlığı sevmeye alışmışlar...
Dalgalonya'nın kamuoyuna, "katil" olarak sunulan "delikanlı O.S." ilk götürüldüğü "asayiş müdürlüğü'nde bir kahraman gibi karşılanmış. Müdürlüğün seçkin ve Dalgalonya'nın huzur ve güvenini sağlamaya yemin etmiş teşkilatı ise delikanlıyla fotoğraf çektirmek konusunda akıl almaz bir özveri ve çaba göstererek, bir kaç pır pır ve madalya almaya da hak kazanmışlar; dalgalonyanın cabbar internet sitelerinde cinayet sanıkları için kahramanlık klipleri yayınlanmış, beyaz bere giymek, spor karşılaşmalarından, kamu kurumlarına kadar Dalgalonya sathında yayılan bir eyleme dönüşmüş; iki müstesna türkücünün 'plan yapmayın plan' türküsü "milli marşa dönüşmüş kimi kesimlerde; sanıklar davanın ikinci duruşmasına getirilirken zindanın arabasında yazan "ya sev ya terket" yazısı bu "aleni cinayetin, aleniyetinin bir kanıtı olarak, Dalgalonya'nın hissetmeyen suratına bir tokat gibi çarpmış...
Kimmiş peki bu cinayetin kurbanı?...
Zamanında, "ne mozaiği, beton bu beton" diyen bir zihniyete rağmen Dalgalonya topraklarında doğmuş, büyümüş, "kendini bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görse de bu topraklarda her şeye rağmen Dalgalonyalıların güvercinlere dokunmadığına inanan" bir yiğitmiş ölen...
Bu ölüm üzerine bir avuç insanın, her birimiz birer "güverciniz", çıkışı ise ülkenin bir çizerinin deyişiyle, gayet fransız bir şekilde izlenmiş ve hatta bir kesim tarafından da şiddetle reddedilmiş... Bu reddediş ise Dalgalonya'nın en kalabalıklarında bile gizlice, ürkekçe ama hiç olmazsa yürekleri özgürce yaşayanları acıya ve korkuya boğmuş...
Belli ki adına güzellemeler yazılması hayal edilen Dalgalonya, bundan böyle ağıtlara konu olacakmış...
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz