SAYI 191 / ARALIK 2008-OCAK 2009

 




RADICAL THOUGHT AND THE RESIDUE OF AMBIVALENCE: AN INTERVIEW WITH GERRY COULTER
İzinsiz Gösteri
We live at a time when uncertainty reigns. Thinkers who are at home with ambiguity flourish alongside new modes of communication. Gerry Coulter is one of a generation of remarkable young thinkers now reaching mid-life. He has played an important part in resisting the “pay-per” academic journal industry (and its increasing corporate control) with his ironic, innovative and influential open-access pioneering publication the International Journal of Baudrillard Studies (founded in 2004).  Coulter is among those who are intensely aware of the most dramatic change in academic culture today – the coming together of the arts, poetry and literature with social thought. In his words: “social theory today takes more from poetry, literature, performance and painting than it does from either traditional social scientific thought or from quantitative tools”. Rather than empirical conclusions Coulter seeks a poetic resolution to the world more in keeping with its enigmaticalness. In the following interview he shares many profound insights concerning today’s academic culture, publishing, writing, teaching and learning – and possible future developments. ... >>>

MANU CHAO AND CRITICISM OF ECONOMIC GLOBALIZATION
Can Büyükbay

Songs are emotional and can affect people's feelings. That may be the reason for music's political impact on the world. Songs can have an agenda-setting function or can create solidarity among people who have similar world views. All songs have a message that is transferred between the composer and the listener. The composer points out problems and convinces the listener that something is wrong and needs to be changed. However, it is not only the content of the songs that deliver a message  and affects listeners, but it is the singer's persona, character, force of personality and his or her political engagement that plays a crucial role. Manu Chao, a singer, is to be evaluated not only on the basis of his song's lyrics, but also on his attitude as a musician, celebrity, and private person.This paper tries to answer the following questions: How can Manu Chao be interpreted in political terms? Is he really a political singer? If yes, in what terms? Is he against the economic globalization or does he use the advantages of economic globalization in order to increase the sales of his albums, as some people argue? In contrast to some authors, who claim that Manu Chao manipulates (...) >>>

GÜLEN YÜZLER
Patti Smith (Çeviren: Zelda Capulet)
Bastille Günü geldi geçti. Acı çektiği Kolombiya ormanlarından azad edilen, Ingread Betancourt, Fransa'nın en büyük ödülü olan Legion of Honour'u aldı. Bir kaç haftalığına Paris'teyken, onun pek çok resminin asılı olduğu duvarları geçtim. FARC tarafından tutsak edildiği yıllar boyunca, insanlar dua ettiler, mum diktiler ve onu unutmadılar. International Herald Tribune'ün kapağındaki gülen yüzü, beni de güldürdü. Resmi yırtıp aldım ve cüzdanıma koydum.
Bir kaç parça eşyamı toparladım. Bir kaç parça çünkü seyahatin hafifini tercih ederim. Dünyanın kazanında defalarca yıkanmış, içinde uyunan ve çalışılan bir kaç parça giysi. Üç tane, kağıt inceliğinde Ann Demeulemeester tişört; birinin üzerine özenle Glass Bead Game'in orjinal sembolü basılmış. Şarap rengi arıların işlendiği iki çift beyaz pamuklu çorap. Dört çift beyaz pamuklu iç çamaşırı. Bir yedek işçi tulumu. Ve birkaç ıvır zıvır: Dr. Sebagh'ın, seyahat boyu, ... >>>

KADIN BEDENİ ve GÜZELLİK Can Başkent
Kadın bedeninin bir günah nesnesi olarak tekrar tekrar, bilhassa ramazan nedeniyle kurgulanması şaşırtıcı değil. Öte yandan, yine şaşırtıcı olmayan diğer bir nokta ise kadın bedeninin über-seksüelleştirilmesinin "karşı cenah" tarafından neredeyse normalleştirilmesi. Dindar/dinci normalleştirmeden sakınmaya çalışırken, cinsiyetçi ve kapitalist bir kadın normalleştirilmesini yeniden inşa etmek, kadın bedeninin kötülenmesine karşı dillendirilen argümanların inanılırlığını oldukça azaltıyor. Sözünü ettiğim başat iki okumanın en önemli ortak noktası, kadın-karşıtı bir eril algı tarafından kurgulanmış olmasıdır. Kadın bedenini olumsuzlayıp bir yandan da güzellik kavramının tekelini kadına vererek kadını nesneleştirmek, bilhassa bu coğrafyada hepimizin ezberinde olan bir pratik. Fakat, özellikle cumhuriyet devriminin tepeden getirdiği, toplumsal bir mücadele sonucu elde edilmemiş olması nedeniyle eğreti duran "kadın hakları", Viktoryen bir kadın normalleştirmesini ve hatta ötekileştirmesini de bireylere dayatmakta. Bu iki anlayışı, bu yazıya mahsus olmak üzere, "gerici" ve "ilerici" olarak kısaltalım.. >>>

KORSAN DEYİP GEÇME: Kimi kadın kimi erkek, kimi yasal kimi değil
Haluk Kalafat

Korsanlar dünyanın tüm denizlerini haraca kesseler de altın çağlarını Karayip denizinde yaşadılar. Bazıları devletten izinliydi, bazıları bağımsız ama hemen hepsi takdir edildiler, en azından uzun bir süre... Günümüzde popüler kültürün sevilen imgesi haline gelen korsanların sönmekte olan yıldızları, Hollywood'un son fırça darbesi Karayip Korsanları filmiyle yeniden parladı. Ayrıca bir kaç ay önce Somalili korsanların Türk kargo gemisini kaçırıp mürettebatını rehin alması korsanlığı yeniden gündemimize taşıdı. Korsanlığın tarihi neredeyse denizcilik tarihi kadar eski. İnsanoğlu deniz taşımacılığına başladığı tarihlerde korsanlığa da başlamış diyebiliriz. Sonuçta kara taşımacılığının yani kervanların başına gelenlerin kısa sürede vaka-i adiyeden sayılması gibi ticaret gemilerinin de soyulması kaçınılmazdı. >>>

BUDİZMİN GÜLERYÜZÜ, SOSYALİZMİN CİDDİYETİ, ŞAMANİZMİN DOĞAYLA BARIŞIKLIĞI: LAOS

Bora Ercan
Hakkında, coğrafi koordinatlarından ve başkentinin adından başka bir şey bilmediğim bir ülkeydi Laos. Dört yıl önce Tayland’da, gezginlerin toplanma mekanı Khao San caddesi çevresinde dünyanın çeşitli yerlerinden insanlarla sohbet ederken ne zaman Laos’un bahsi geçse gidenler, görenler oranın doğasının güzelliğinden ve insanlarının iyiliğinden söz ediyordu. O vakitler yolum Kamboçya’ya olduğu için Laos yolculuğunu bilinmez bir tarihe ertelemiştim. İşte, birkaç yıl sonra yeniden Tayland’dayım. İki su çocuğu olarak Gül’le birlikte Tayland Körfezi adalarına yolculuk yapma planımız havaların güneyde beklenmedik şekilde ters gitmesi nedeniyle değişiyor, yönümüzü kuzeye çeviriyoruz, bir gece Bangkok’dan Vientiane giden otobüste buluyoruz kendimizi. >>>


KEMANCIYA 11 SUSDr. Ulaş Başar Gezgin
Bir kemancıyla ilgili bir öykü dolaşıyor genelağda (internette). Buna göre, ABD’li ünlü bir kemancı, kimliğini gizleyerek, bir sokakta sokak çalgıcısı gibi durur; kemanını çalar. Bir dinletisinin girimliği (bilet) 100 Dolar olan ünlü kemancı, sokakta çalarken, 32 Dolar’ı zar zor toplar; yoldan geçen 1000 kişiden yalnızca biri anımsar ünlü kemancıyı. Bu öyküden “günlük yaşamdaki güzelliklerin değerini bilmiyoruz” gibi bir öğrenimlik (ders) çıkarılıyor. Bilimsel bakış eksikliğine çok güzel bir örnek sunduğu için, bu sevilgen (popüler) öykü üstüne söylenecekler var: Birincisi, bu öyküde, sokaktaki 1000 kişi ile kemancının dinletisine 100 Dolar girimlik ödeyenlerin aynı kişiler olduğu varsayılıyor, ki bu doğru değil. Sokaktan geçenlerin değişik gökçeses (müzik) değerleri olabilir; yoksul oldukları için, kemancının dinletisine(...) >>>




ODTÜ TARİHÇE- 2 ÇALIŞMALARI (1980 - 2000)- SEÇME YAZILAR >>>>


ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI
Nurettin Çalışkan (Sayı 23)
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRİM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı .. >>>

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR ..
İbrahim Akar (Sayı 103)
1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. >>>

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER Haluk Kalafat (Sayı 43)
Hazırlık'ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) ...
>>>

ÇIPLAK MODEL, GORBAÇOV, VS. Gül Büyükbay (Sayı 97)
95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. >>>

ODTÜ’DE BAHAR
Bora Ercan (Sayı 83)
Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.
>>>

SU EYLEMİ Dilek Koçal (Sayı 79)
Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>>

ODTÜ ORYANTASYON
U Nurettin Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin...
>>>

ODTÜ'DE BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı 59)
1980 sonrası sonrası gençlik ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin ...
>>>

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974) (Sayı 67)
"Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>>

BAKKAL, MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler. Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü bu
... >>>

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali Pekşen (Sayı 41)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki .... >>>





>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


 
s