Bastille Günü geldi geçti. Acı çektiği Kolombiya ormanlarından azad edilen, Ingread Betancourt, Fransa'nın en büyük ödülü olan Legion of Honour'u aldı. Bir kaç haftalığına Paris'teyken, onun pek çok resminin asılı olduğu duvarları geçtim. FARC tarafından tutsak edildiği yıllar boyunca, insanlar dua ettiler, mum diktiler ve onu unutmadılar. International Herald Tribune'ün kapağındaki gülen yüzü, beni de güldürdü. Resmi yırtıp aldım ve cüzdanıma koydum.
Bir kaç parça eşyamı toparladım. Bir kaç parça çünkü seyahatin hafifini tercih ederim. Dünyanın kazanında defalarca yıkanmış, içinde uyunan ve çalışılan bir kaç parça giysi. Üç tane, kağıt inceliğinde Ann Demeulemeester tişört; birinin üzerine özenle Glass Bead Game'in orjinal sembolü basılmış. Şarap rengi arıların işlendiği iki çift beyaz pamuklu çorap. Dört çift beyaz pamuklu iç çamaşırı. Bir yedek işçi tulumu. Ve birkaç ıvır zıvır: Dr. Sebagh'ın, seyahat boyu, mucizevi nemlendiricisi, bir diş fırçası, tuz bazlı diş macunu, dört küçük şişe oksijenli su, 8 küçük şişe tuzlu solüsyon, Land 250 kameramın iç kısımlarını ve klarnetimin ağzını da temizlemek için uygun olan atılabilir hamamelis ıslak mendil.
Plastik uçuş bileti dosyası içinde rastgele seçilmiş polaroidler:
Sis perdesi ardında iki Moskova resmi
Kızkardeşim Jesse
Versailles'de bir çeşme
İsviçre dağları
Beyrut'da Otel Le B. Yakınlarında bir palmiye ağacı
Konserimize gelecek başkanı ve karısını korumak üzere, Antik Byblos Arena'ya yüksek
bir duvarın üzerinden bakan askerin sert görüntüsü; kabul ettiğim bir gurur anı.
Münih'de Waltraud Meier
Viyana'da St. Veronica
Bir dantel perde
Bir yanan yürek
Birisi elime H.D 'nin,(1) Maria Francoise Mathieu tarafından çevrilen "Hermetic Definition" isimli son şiir kitabını tutuşturdu. 2004 yılının 4 Temmuz günü Charleville'de verdiğimiz konserin ardından çekilmiş bir grup mutlu insan fotoğrafının renkli bir kopyası kitabın arasına konulmuştu. Charville Gazetesi için Rimbaud'nun mezarı başında fotoğrafımı çeken mütavazi fotoğrafçı Jerome Therriot bir okla gösterilmiş ve onun 52 yaşında vefat ettiği not edilmişti. Kısa ve zevkli karşılaşamızı hatırlayarak gülümseyen yüzüne baktım, resmi yeniden katladım ve kitabın arasına geri koydum.
Önemli olduğunu düşündüğüm şeyleri çantama koydum: Edward Boyakov'un verdiği 18. yüzyıldan kalma ikon kahverengi bir beze sarılı bir şekilde çantamdaydı. Pasaportum ve bir avro tomarı. Gazeteci tarzı moleskin bir defter, üç paket 667'lik polaroid film, The Master and Margarita 'nın (2) eski bir kopyası ve bir kutu aspirin.
Güvelerin yediği harika dokunmuş siyah paltomla, komando botlarımı aldım. Hava böylesi bir palto için çok sıcaktı ve fakat bu önemsizdi. Dünyaya hazırdım.
Sıcak ve sade otelimin hesabını ödedim. Yolun diğer yanında, otelin Ege Denizi'ne açılan yamacında bulunan bölümüne gittim ve orada yalnız başıma oturdum. Sabah 6.45'di. Kahvaltı 7.00'da veriliyordu. Önce kuru meyveler seçtim ama sonra vazgeçip bir kase kuru erik, bir parça kahverengi ekmek, ayran ve bir kase koyu kahve aldım. Manu Chao'nun müzisyenleri bütün gece yatmamışlardı ve hala açık havadaki barda eğleniyorlardı. Bütün gece boyunca gülüşleri duyulmuştu. Havaalanı aracı gecikti. Bu nedenle onlara katıldım ve bir kahve daha istedim. Sadece kaynamış suya boşaltılan böcek ilacıyla tatlandırılmış kağıt poşetteki 'The Nescafe'lerden vardı. 'The Nescafe', sonu durgun olan hırçın karanlık sular gibi harikaydı. Manu Chao sıcak bir şekilde beni selamladı. Bir Jean Genet oyuncusu havasında fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sordum. O dikkate değer bir bir şekilde yapılmış dövmelerini göstermek için tişörtünü çıkarmayı önerdi. Fakat beni ilgilendiren onun canlı ve neşeli yüzüydü. Böylelikle küçük polaroid yığınıma onun bulanık gülümseyen yüzünü de ekledim.
Ekipmanın otobüse yüklenmesi kısa sürdü. Su kıyısına döndüm ve sarhoş kaos'un suya daldığını farkettim. Ege'ye elvada derken onların suyla dalgalandıklarını gördüm.
Servis aracında bana bir termos kahve ikram ettiler. İki gün önce rica etmiştim ve unutmamışlardı. Yine 'The Neskafe' olduğu şüphesiyle ama mutlulukla içtim kahveyi. Bir büyük fincan gerçek kahveye ancak akşam üzeri ulaşabildim. Alan Gingsberg'den bir alıntının stensil ile yazıldığı kızıl ve gri duvarlarının olduğu, sözde bir sanat otelinin sıradan yemek salonunda oturdum ve kaynamış su ile seyreltilmiş bir büyük fincan espressomu şükranla içtim.
Onu bu kadar güzel yapan neydi peki? Bir gülümsemeyle yanıtlayabilirim. Basit, o İtalyandı...
Patti Smith bu yazının yanına içecek, kitap ve müzik öneriyor...
İçecek; Nespresso
Kitap: Mikhael Bulgakov'dan'The Fatal Eggs'
Müzik: Manu Chao, Politik Kills
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller kaynak gösterilmeden kullanılamaz