AYLA SEYHUN İLE SÖYLEŞİİzinsiz Gösteri "Aslında yapılabileceğini göstererek insanları yüreklendirmek istiyorum. Yaşayan ve yapan bir örnek olarak. Kitaplar, dergiler, web siteleri bu konuda yüzlerce şey anlatıyor ama yola koyulup yapan çok az. Bahaneler bizi bir şekilde egemen kültüre, sosyal ve entelektüel sisteme esir tutarken, özümüzü oluşturan doğa ile bağlarımızı kesiyor. Tıpkı köklerinden kesilerek, vazoya konarak suni beslenmeye tabi tutulan çiçekler gibiyiz. Ve biliyoruz ki bu beslenmenin arkası kesilirse ölürüz. Yeniden toprağa bırakılırsak, toprağın bizi sevgiyle kucaklayacağına ve yaşatacağına olan inancımız ise sıfır. Çünkü akılımızla düşünüyor, inancı göz ardı ediyoruz." Ta ki yapacak başka bir şey kalmayıncaya kadar, dibe vuruncaya kadar da sisteme bağlılığımızı sürdürüyoruz.>>>
THE SPIRITUAL UTOPIA: DEIR MAR MUSA AL-HABASHI Elizabeth Pasipanodya Deir Mar Musa Al-Habashi (the Monastery of Moses the Abyssinian) revives the monastic tradition of Syria and has the dual role of being a centre for ecumenism between Christianity and Islam in Syria and a centre for the preservation of the environment with the establishment of a protected area around the monastery. The method of dialogue, of reaching out to the Other as the community of the monastery prefers to call it, is a special one that follows the Abrahamic tradition of hospitality and the Christian theology of badaliya inspired by Sufist traditions within Islam and the works and lives of Louis Massignon and Charles de Foucauld.>>>
GOD'S OWN COUNTRY: KERALABora Ercan Even before visiting Kerala, I knew that I was going to like it very much. I had a somewhat strange feeling I couldn't define before going there. No, it was not just happiness, a feeling of curiosity or the pure feeling that arouse when I saw the idyllic pictures of Kerala or listened to the experiences of my friends who had been there before. It was in the afternoon and I was sitting just next to the window. The plane was somewhere between the clear sky and the the blueness of the Indian Ocean -the so-called Arabian Sea. I felt so excited that I didn't know what to do for a few seconds when the shores of the Subcontinent started to become visible. We were flying from the North to the South by following the west coast of India. I opened my eyes wide to seize each second and jot down the first thoughts coming to my mind. My heartbeats were getting fast as I realise that in a few seconds I was going to be in Kerala. >>>
VÜCUDU OLMAYAN KADIN Dr. Kubilay akman Türkiye, iktidar dinamikleri ve bu dinamiklerin sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki yayılım bölgeleri, güç ilişkileri yer değiştirirken sancılı bir süreç yaşıyor. Sancılarımız ise hep "şiddetli" oluyor! Toplumda şiddetten ve gerilimden arınmaya yönelik ciddi bir eğilim görülmüyor ve şiddet sarmalı farklı toplumsal grup ve tabakaları kendine dahil ederek yoluna devam ediyor. Toplumun içinde bulunduğu girdabın en son yansımalarından birisi de "1 Mayıs" oldu. Sendikalar ve hükümet arasındaki gerilim ve Althusseryen bir kavram kullanacak olursak, "devletin zor aygıtları"nın işçiler ve göstericiler üzerinde uyguladığı müdahale "insan hakları", "demokrasi", "sendikal haklar", "yurttaşlık", "AB süreci", vb. açılardan fazlasıyla tartışıldı ve tartışılmaya devam ediyor. Demirel "yollar yürümekle aşınmaz", demiştir. >>>
DALGALONYA MASALLARI (3) Zelda Capulet Bir varmış bir yokmuş develer deve, pireler pireyken şu bizim Dalgalonya'da en sevilen şey sürprizlermiş... Gün geçmiyormuş bir kamu yöneticisi, bir kumandan, bir medya patronu, bir holding yönetim kurulu azası, bir pop star sürpriz yapmasın, sürpriz yapacağını açıklamasın...Tabii bu sürprizler, yapanın kurumsal kimliğinin olması gereken ciddiyetine, kasasındaki hazinelerin miktarına ve elbette espri yeteneği ve kapasitesine bağlı olarak çok değişik biçimlerde olabiliyormuş. Dalgalonya halkının günlerini bu sürprizler aydınlatır olmuş... Yine bir Dalgalonya gününde, seher vakti, "yağız" bir kumandan, "çapkın bir bakışla" ekranlarda belirmiş. Bu belirlemenin kendisi bile Dalgalonya'da zaman içinde bir efsaneye dönüşmüş. >>>
THE PHOTOGRAPH AS A FORM OF CONTEMPORARY THEORY: MAKING THE WORLD A LITTLE MORE ENIGMATIC AND UNINTELLIGIBLE. Dr. B. Gerry Coulter To understand photography's full power in the contemporary context we must understand the role of theory and the shared characteristics of good theory and good photography. Theory and photography share, at the contemporary moment, many of the same goals and procedures - and both have the potential to take us towards the limits of poetic and enigmatic thought. This paper challenges photography to accept its place as a form of thought equivalent to the best kind of contemporary theory. As such, it challenges photographers to rethink what a photograph can be in the context of the radical uncertainty of our times. I begin with an examination of the role of theory today and then move to an examination of the implications of the contemporary theoretical context for photography.>>>
ÇIPLAK
MODEL, GORBAÇOV, VS.Gül
Büyükbay (Sayı 97) 95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki
resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp
Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu
biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan
da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti.
>>>
ODTÜ’DE
BAHAR Bora
Ercan(Sayı 83) Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite
harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını
oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının
yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu
eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.>>>
SU
EYLEMİ Dilek
Koçal(Sayı 79) Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ
günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki
bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de
şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde
olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>> ODTÜ
ORYANTASYONU
Nurettin
Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir
heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri
kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı
yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi
taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin... >>> ODTÜ'DE
BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı
59) 1980 sonrası sonrası gençlik
ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar
altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını
engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile
neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin
...>>> BEKİR
HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)
(Sayı 67) "Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk
yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış
biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken
ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde
çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>> BAKKAL,
MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan
Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının
ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler.
Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı
bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını
söyler. Çünkü bu ...
>>>
ODTÜ
TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali
Pekşen (Sayı 41) Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin
1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden
yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası
olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000
adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık
ki .... >>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.