SAYI 167 / ŞUBAT - MART 2008

 




BİR GÜNCEL TEORİ BİÇİMİ OLARAK FOTOĞRAF: DÜNYAYI BİRAZ DAHA GİZEMLİ VE AZ ANLAŞILIR KILMAK  
Dr. B. Gerry Coulter
Fotoğrafın güncel bağlamdaki tüm gücünü anlayabilmek için, teorinin rolünü ve iyi teori ile iyi fotoğrafın ortak özelliklerini anlamalıyız. Teori ve fotoğraf günümüzde birçok ortak amaç ve yöntemi paylaşmaktadır - ve her ikisi de bizi şiirsel ve gizemli düşüncenin sınırlarına doğru çekme potansiyeline sahiptir. Bu makale fotoğrafın kendisini, bir düşünme biçimi olarak, en iyi güncel teoriye denk olduğunu kabul etmeye davet etmektedir. Böylelikle, fotoğrafçıları da yaşadığımız zamanın köklü belirsizliği bağlamında, bir fotoğrafın ne olabileceğine dair düşünmeye çağırmaktadır. >>>

YEDİ ANARŞİST GÜNAH: 2 - "
GULA"
Can Başkent

Küçük çocuklarının iştahlarının (genelde) yerinde olması, malum olduğu üzre, onların çok fazla enerji harcamalarından ve bünyelerinin aşırı miktarda besine ihtiyacı olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla, harcayacak yeriniz varsa, faydalanma imkanınız varsa, "çokluk", "oburluk" olmaz. Cinsellik zemininde ise, 'çok'u harcamak kolay değildir. Sayısız miktarda tabu ve toplumsal önyargı, görülebilir ilk engellerdir. Dolayısıyla, cinsel oburluk, hemen hemen tüm antropolojik birimde tabudur. Cinsel oburluğun sosyolojik ve antropolojik betimlemelerini bu yazıda umursamayacak, dikkatimizi moral ve ahlaki kriterler ışığında, özgürlükçü felsefelerin cinselliğin aşırı ve yersiz tüketimine nasıl yaklaşması gerektiğini, bir vaka incelemesi çerçevesinde... >>>

AN INTRODUCT
ION TO ANARCHISM
Liz A. Higheyman

Anarchism is a political philosophy that is shrouded in misconception. This is largely due to the fact that anarchism is a truly diverse way of thinking, one which cannot be characterized by simple slogans or party lines. In fact, if you ask 10 anarchists for their description of anarchism, you are likely to get 10 different answers. Anarchism is more than just a political philosophy; it is a way of life that encompasses political, pragmatic and personal aspects. The basic tenet of anarchism is that hierarchical authority -- be it state, church, patriarchy or economic elite -- is not only unnecessary, but is inherently detrimental to the maximization of human potential. Anarchists generally believe that human beings are capable of managing their own affairs on the basis of creativity, cooperation, and mutual respect. It is believed that power is inherently corrupting, and that authorities are inevitably more concerned with self-perpetuation... >>>

DIE ZUSAMMENWIRKUNG  DES WAHL- UND PARTEIENSYSTEMS IN DER TÜRKEI Can Büyükbay
Die vorliegende Arbeit geht der Fragestellung nach, inwiefern Wahlsysteme einen Einfluss auf das Parteiensystem im Türkischen Politischen System haben. Kann das Wahlsystem als  entscheidender Faktor und das Parteiensystem als abhängige Variable betrachtet werden? Diese Arbeit verteidigt die These, dass das Wahlsystem nicht prima causa sei. In Anlehnung an Nohlen  (2004) wird in dieser Arbeit verteidigt,dass die Auswirkungen von Wahlsystemen kontextabhängig sind. Laut Nohlen sind Kontextvariablen ? ... im Gegensatz zu den hauptsächlich untersuchten Variablen, die als unabhängige und abhängige gekennzeichnet werden, nicht durch den Forscher gesetzt, sondern entsprechen Faktoren, die im Umfeld der untersuchten Variablen lagern und deren Verhalten mehr oder ... >>>

SOYUTUN ÖTESİNDE: ÇAĞATAY ODABAŞ   
Dr
. Kubilay Akman
En yabandan en moderne doğru sanatın serüvenine bakıldığında, daima soyut olana doğru bir yönelim olduğu görülür. Soyut ifade yolları, sanattaki mistik, henüz açıklanamamış olan yarı karanlık bölgeye dair güçlü izler taşır. Batı sanat dünyasında soyut resmin öncüsü kabul edilen Vassily Kandinsky'ye göre, sanat yapıtının sanatçıdan doğuşu, onun sayesinde hayat ve varlık kazanması, gizemli ve sır dolu bir süreçtir. Bu süreçte kendini temsiliyet (representation) ile sınırlandırmayan her ressam, kaçınılmaz olarak müziğe gıpta eder ve ondaki özgür, soyut zenginliği kendi resminde, adeta renkleri ve formu notalar olarak değerlendirerek uygulamayı hedefler (Bkz. Vassily Kandinsky, Concerning the Spiritual in Art). Çağatay Odabaş'ın sanatı, plastik ... >>>

TOPLUMLA DALGA GEÇEN GAZETE: HÜRRİYET
Bora Ercan
Her şey çok hızlı oldu ve bitti. Her yanımızla sabahtan akşama kadar süren ve rüyalarımızla da devam eden bir pornografik yaşamın içindeyiz. Bu yaşama gönüllü/gönülsüz sürüldük, kaçış yok! Bu içselleştirme her yönüyle kamplara ayrılmayı, olay ve olguları siyah ve beyazdan başka görebilme yetisine sahip olamayan Türkiye toplumunu bir arada tutuyor. Şiddeti, abartısı, yüzeyselliğiyle buyrun. Yıl 2008 yer Türkiye.Ülkemize haksızlık etmeyelim, aslında tüm dünyanın sorunu bu; ama hiç değilse dünyanın bazı ülkelerinde iş kazalarında onlarca insan yaşamını yitirirken belediye başkanları popüler sanatçıların nikahlarını kıymakla iştigâl etmiyorlar! (Bu arada Seda Sayan'ın değeri gözümde birden arttı. Altıncı evliliğini yapmış kendisinde 20 yaş küçük bir gençle. Harbiden kutluyorum.) ... >>>

PERSONA*, INGMAR BERGMAN, 1966
Gül Büyükbay

Hikaye basitçe, şöhretli aktris Elisabeth Vogler'in  bir Elektra gösterisi sırasında aniden susması ve o andan itibaren konuşmaması iskeleti etrafında kuruludur.  Elizabeth, bir kadın psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve fiziksel ve ruhsal bir hastalığı olmadığı teşhisi konulur. Genç bir hemşire olan Alma, onun bakımı için görevlendirilir. Ancak Elizabeth' in durumu klinikte kötüye gider ve Alma' yla birlikte deniz kıyısında  ıssız bir sayfiye evine giderler. Elizabeth modern hayattan uzaklaştığı bu yerde rahatlar, hafifler ve Alma ile aralarında bir yakınlık doğar. Orada Alma, Elizabeth' e açılır, geçmişle ilgili kimseyle paylaşmadığı sırlarını anlatır.  Ancak, Elizabeth konuşmaya direndikçe Alma' nın hayal kırıklığı artar ve iki kadının fiziksel ve ruhsal şiddet içeren... >>>

HAZ CANBAZI
Gür Genç
2003 yılında yazdığım, 'Kaza ile gelen Jenan Selçuk' adlı yazımı bitirirken: 'Bakalım ilk şiirleri taslama mı yoksa gerçekten kendini şiire adama yoluna giriş midir? Her şey onun çalışmasına, çalışkanlığına kalmış," demiştim Jenan'ın ilk kitabı 'Kaza' hakkında. Şimdi dönüp söz konusu kitaptaki şiirleri tekrar okuyunca 'taslama' sözcüğü rahatsız ediyor beni. Çünkü ilk şiirlerinden belliydi şairliği. Başka bir şiir kitabı çıkarmasa bile, 'Dönmek', 'Ameliyat' ve 'Hurma' gibi şiirleri bile kesinlikle sonraki zamanlara kalacak, adını şair olarak yaşatacak kuvvetteydi. 
Belki de şiirlerinin devamının gelmesini gönülden istediğim ve onu yüreklendirmek için yukardaki o tümceyle bitirmiştim yazımı. >>>


ODTÜ TARİHÇE- 2 ÇALIŞMALARI (1980 - 2000)- SEÇME YAZILAR >>>>


ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI
Nurettin Çalışkan (Sayı 23)
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRİM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı .. >>>

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR ..
İbrahim Akar (Sayı 103)
1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. >>>

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER Haluk Kalafat (Sayı 43)
Hazırlık'ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) ...
>>>

ÇIPLAK MODEL, GORBAÇOV, VS. Gül Büyükbay (Sayı 97)
95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. >>>

ODTÜ’DE BAHAR
Bora Ercan (Sayı 83)
Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.
>>>

SU EYLEMİ Dilek Koçal (Sayı 79)
Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>>

ODTÜ ORYANTASYON
U Nurettin Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin...
>>>

ODTÜ'DE BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı 59)
1980 sonrası sonrası gençlik ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin ...
>>>

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)
(Sayı 67)
"Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır.
>>>

BAKKAL, MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler. Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü bu
... >>>

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali Pekşen (Sayı 41)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki .... >>>





>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


 
s