SAYI 103 / EYLÜL 2006

 

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR



İbrahim Akar
ibrahimakar_2000@yahoo.com





(Çin'deki bir kelebek, bir kanat çırpısıyla Karaibler'de fırtınaya yol açabilir...)


1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. Tüm çabalara rağmen, örgütlülüğünü sürdüren dördüncü bir yapı bulamıyoruz. Ancak bu sınırlılılığa rağmen, oluşturulan bu üçlü odak, yaklaşık 5 yıl süreyle ODTÜ'de bir dizi eylem gerçekleştirdi.

Bunlardan ilki, 1981 1 Mayıs'ında oldu. Herkes öylesine sinmiş ve hatta güvensizlik içine düşmüş ki, gizliden gizliye, sistem karşıtı konuşma yapan, hatta rengini ortaya koyan bile yok.

Eskinin örgütlü yapılarından gelen afişe olmuş arkadaşlar, "amman birileri birşey yaparsa ucu bize dokunur", kaygısı içindeler ve bunu da zaman zaman açıkça ifade de ediyorlar.

x isimli TİP'li arkadaş ile hazırlıkta aynı sınıfta okurken tanışmışız. Ben ingilizcem iyi olduğu için bir buçuk ay sonra A sınıfına transfer olmama rağmen, kendisiyle dostluğumuz sürüyor. Hangi gruptan olduğumuzu tahmin ediyor ama açıkça söylemiyoruz.Birlikte 1 Mayıs'ı enselenmeden ve anlayan anlar kabilinden de olsa kutlamak için ne yapabilirizi konuşuyoruz. İnsanları da ürkütmemek gerekiyor. Bütün bolum panolarına birer kırmızı karanfil asmada karar birliğine varıyoruz.

Sen kaç bölümü alırsın ben kaç bölümü sohbeti, bize kimin hangi bölümde adamı olduğunun ve örgütlenme gücünün ipucunu veriyor. Sonuçta beş bölümü arkadaş alıyor, ben de diğer bütün bölümleri.

Birer erkete ile birlikte çalışılması kararlaştırıldı ve işlem gerçekleştirildi. Sabah saat sekizi on gece, bütün bölümlerde aynı anda asılacaktı karanfiller. Sonuçta, şartların riskli olduğu bir bolum dışında, bütün bölümlerin panolarına kırmızı karanfil asıldı.

Karanfiller panoda öğlen saatine kadar kaldı. O donemde, bunun yapılmış olması bile, insanlara inanılmaz bir heyecan vermişti. Bunu panonun önünden fısıldaşarak gecen insanların yüzlerindeki ifadeden anlıyorduk.

Öğlen saatleri bir baktık ki, jandarma erleri bütün bölümlerde karanfilleri topluyor... Bu bizim için yeterliydi, durum fark edilmiş, gören de görmüştü.

Bir yıl sonraki 1 Mayıs'ta, üç adet kırmızı uçurtma hazırlandı ve uçuruldu. Bu durum da kimse enselenmeden çözümlenmişti. Ayrıca daktiloda pelüş kağıt ile çoğaltılmış ilk 1 Mayıs bildirisi dağıtıldı.

Artık bu simgesel anlatım yerleşmişti ve insanlar, 1 mayıs geldiğinde acaba bu yıl ne yapılacak beklentisiyle karşılamaya başlamıştı 1 Mayıs'ı...

Bu arada,ülkede gündemi Anayasa oylaması işgal ediyordu. Kenan Evren Hipodrom'da halka açık mitingde konuşma yapacaktı. Biraz örgütlü, biraz fısıltı desteği sağlayarak, 20 kişi o gün elden geldiğince mavi şeyler giyip (mavi takım, mavi blucin, mavi kravat, mavi gömlek vs...) mitinge gittik ve öylece dolaştık.

Ertesi gün de, aldığımız 150 kadar beyaz karanfili bir gece mavi mürekkepli suda bekletip, renk değişimine uğrattık. Bugün aynı yöntemle hazırlanmış mavi karanfil her yerde satılıyor. Ne zaman mavi karanfil görsem çiçekçilerde, aklıma 1982 yılındaki uygulamamız gelir. Sabah yurtlardan bölümlerine giden öğrenciler yol boyunca saçılmış ya da çalılara bantla tutturulmuş mavi karanfiller gördüler. Tabii ki bolum panolarında... Tabii ki, öğle yemeğinde, yemekhane lavabolarında, aynalarda... Tabii ki bolum başkanlarının oda kapılarının önlerinde...

1982 yılında yurtlarda akmayan suları, ısınmayan odaları filan anlatmak için kendisiyle görüşen öğrenci arkadaşlarımıza Rektör Gönlübol'un "ODTÜ'de lale devri sona erdi, saltanat bitti" demesini protesto için yaptığımız, lale kartı yollama eylemine yaklaşık 1500 kişinin katıldığını bir şekilde rektör sekreterinden öğrenince, artık her yerde TKP konuşulur hale
gelmişti.

Bu eylem çok ilginçtir. TKP tarihinde ender bir durum yaşandı. O zamana kadar asla bir araya gelmemiş hareketlerden insanlar, bir araya gelip kitlesel bir protesto eylemi gerçekleştirdi.

Halkın Kurtuluşu, Partizan, Kurtuluş ve Halkın Sesi'nden 4 arkadaş ve ben, Kızılırmak
sinemasındaki bir dia gösterisinden dönüyoruz. Diaların arasında bazı simgesel fotoğraflar yer
alıyordu, örneğin parmaklar arasındaki bir lale.. Kaya dibinde her şeye inat yeşeren bir gelincik gibi...

Otobüste okula dönerken, kendi aramızda gösteriyi değerlendiriyoruz. Aklıma, bir öneri geldi.
Gönlübol'un "ODTÜ'de lale devri sona erdi, saltanat bitti" demesini protesto için laleli kartlar
hazırlayalım ve insanlara dağıtalım, onlar da tepkilerini yazıp rektöre yollasın dedim. Fikir hemen sıcak karşılandı. Bahçelievler’de inip bir çay içtik, durumu değerlendirdik ve bir kırtasiyeye daldık. Karton, sulu boya, kretuvar filan aldık.



Bizim yurt odasına gidip, şablonla lale figürü oluşturduk ve rengarenk laleli kartlar hazırladık.
Zarfların içine koyduk, üzerine rektörün açık adresini yazdık ve 100 kişiye dağıttık. Olay bu
kartların dağıtımına gelince, ben siyasi eğilimimi söylemek durumunda kaldım. Üçünün de başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü. İnanamadılar, TKP'li olduğuma... Bir gece düşünüp, sonunda bu işin TKP desteğiyle örgütlenmesini kabul ettiler.

İnsanlardan, kartın arkasına rektörün tavrına karsı tepkilerini yazmalarını istedik. Kartlar peynir ekmek gibi kapışılınca gece boyu 300 tane daha hazırladık. Ertesi gün herkes kartlardan istemeye başlayınca, binlerce kişiye el yapımı kart hazırlayamayacağımızı gördük. Hareket, umduğumuzdan çok yaygınlaşmıştı. Bunun üzerine, insanlara üzerinde lale resmi bulunan matbu kartpostallardan alıp yollamalarını söyleme kararı aldık. Ama sorun çözülmemişti. Çünkü bir gün sonra Ankara'da bir tane bile laleli kartpostal kalmamıştı. Ona da o günün şartlarına uygun kolaycılıkta bir çözüm bulduk. Üzerinde çiçek resmi olan kartlar yollamalarını ama çiçeğin üzerine, "farz edin ki bu bir laledir" yazmasını istedik. Olay, herkesin kendi bireysel katkısına acıktı. Kimisi mizahi üslup kullanıyordu, kimisi yergi...

Sonuç başarılıydı, dediğim gibi 1500 kart gitmişti ve sekreterinin tüyosuyla, rektör gelen kartları özel kutularda saklamıştı.

Bu guruptan arkadaşlarla bağımız, dostluğumuz, sevgimiz okul sonrasında bile sürdü...

O dönemde Bizim Radyo ve TK'nin sesi, yurt odalarında gizli gizli dinleniyordu. Çünkü yapılan en küçük eylem, hemen o gün radyoda yayınlanıyordu. İnsanlar, bu örgütlülüğü
inanılmaz derecede takdir etmeye başlamıştı. Bu eylemin, Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu DDGF tarafından "örnek öğrenci eylemi" ilan edilmesi, haberin radyoda ve Atılım'da yayınlanması insanların eylemlere katılma cesaretini artırıyordu.

1983'te 1 Mayıs'ta TKP'nin orijinal 1 Mayıs bildirisi dağıtıldığında, çocuklarına ders verdiğim karakol komutanı benle dertleşirken, "Yahu diyordu, bu TKP okulun zayıf örgütlerindendi. Şimdi her tasın altında sanki onlar var. Darbe öncesi bile orijinal bildiri dağıttıklarını hatırlamıyorum, nasıl beceriyorlar bunu..."

Artık Atılım ve Kızılırmak Komünistleri nüshaları, kendi dışımızdaki sol insanlara da ulaştırılıyordu. yayınlarımızı okuyan alakasız siyasi yapılardan insanların gözyaşlarını tutamadığını hatırlarım.

Bu çalışmalar başarılarımızı, 20.000 kişilik okulda, üçlü eylem birliğinin düzenlediği ve 50-100 kişi dışında hemen tüm okulun katıldığı yemek boykotuna kadar taşıdı... Bu boykotta TKP, Genç Öncü, Hizip SGB ve malum 4'lunun güç ve eylem birliği ile gerçekleştirildi. Çizimini Davut isminde bir arkadaşa yaptırdığımız Rodin'in Düşünen adam heykeli, yemekhane masasındaydı. Önündeki tabakta üzerinde kırmızı çarpı atılmış 100 lira ve vardı. Kafasındaki düşünce balonunda ise, "19-20-21 Mart" yazıyordu.

O donem fotokopi tek tuk yerde var. Çaktırmadan 12,13 yaşlarında bir çocuğun çalıştığı kırtasiyecide çoğaltıyoruz çizimleri. Her sayfadan 6 tane çıkıyor. Sonra mısır gevreği alıp, içine yerleştiriyor ve iyice kapatarak, aramaya rağmen kapıdan geçiriyoruz.

1984 yılında en çok ses getiren 1 Mayıs eylemini gerçekleştirdik. Kız ve erkek yurtlarından ikişer kişiyi görevlendirdik. Arkadaşlar Nisan'ın son gecesi, görevli arkadaşlar tespit ettikleri, apolitik insanların kaldığı ve teybi olan bir odaya girip, teybe Cem Karaca'nı o gümbür gümbür söylediği 1 Mayıs marşını kaydettiğimiz kaseti koydular. Teybin yanına bir bardak içine, birkaç kırmızı karanfil yerleştirdiler. Sesi en son ayarına kadar açtıkları teybin düğmesine basıp, odadan fırladılar.

Tabii ki tüm yurtlarda ayni saatte oldu bu eylem. O saatte tespit edilen odada insanların uyanık olma ihtimalini de dikkate alarak, yedek odalar belirlemiştik. Ve herkes inisiyatifine göre iki odadan uygun olanını seçti.

O gece yurtlarda kalanlar, saat 4,30'da, herkes yataklarından 1 Mayıs marşı ile fırladılar... Tabii ki jandarmalar odalara daldı, delil topladılar, sorgulama yaptılar. Ve olayla ilgisi olmayacak odaları seçecek kadar zeki olduğumuza kanaat getirerek, odadakileri sabahleyin serbest bıraktılar.

Velhasıl, tutuklanma dönemi sonrasında illegal yapıdan kendi isteğim ve örgütün de uygun
görmesi nedeniyle ayrılıncaya kadar, her yıl 1 Mayıs için bir şeyler yaptık. Son yıl dışında... Çünkü artık son yıla geldiğimizde, TKP'nin başını çektiği eylem birliği öğrencilerin cesaretini artırmış ve örgütlülüğü olmayan diğer sol gruplar da kendilerini toplamak için girişimlere başlamıştı. Zaten başımıza iş açan da, bizden bir yıl sonra boykotun bir örgütlülük işi olduğu gerçeğini görmeden, söylenti yoluyla yemek boykotu yapmaya çalışan ve işi başaramayan bazı grupların açık vermesi oldu.

Boykot için bize gelip görüşen olmamıştı. Belli ki, amaç biz de yaparız gösterisi yapmaktı. Nitekim sen ben bizim oğlan dışında katılım olmadı. Karşı çıkmamıza rağmen, boykot kırıcılığı yapmadık yani yemek yemedik. Herkes, yeni boykotun başarısızlığının örgütsüz düzenlenmesinden kaynaklandığını ve TKP'nin işin içinde olmayışının belli olduğunu biliyor ve söylüyordu.

Son yıl 1 Mayıs günü, artık bölüm önünde sazlı sözlü toplanan gruplar, Zülfü Livaneli'nin ve o dönemlerde yıldızı parlamakta olan Ahmet Kaya'nın parçalarını söyleyebiliyordu. Uzun mücadeleler sonunda ODTU Öğrenci Derneği kurulmuştu. Ve dernekte, farklı siyasi gruplar etkinlik kurma çabası içine girmişti. Okulun 12 eylül öncesindeki en etkin grubu olan Dev Yol, sivil toplumcu bir söylem geliştiren yöneticilerinin tavrını tartışıyor, bütünsel bir tavır
oluşturamıyordu.

Aylar boyunca örgütlenme şekli tartışıldı. Sonuçta, sınıf başkanları, bunların seçtiği bölüm başkanı şeklinde bir örgütlenmeye gidilmesi sonucuna varıldı.

Ancak benim öğrenci olduğum Psikoloji Bölümü'nde 1. sınıf dışında 3 sınıfın başkanlığını bizim adaylarımız kazandı. Muammer, Özlem ve adını unuttuğum genç bir arkadaşımız... Birinci sınıfın temsilcisi Özgür'ün iki ay sonra bize katılmasıyla durum dörde dört oldu.
Ayrıca Sosyoloji Bölümü'nde de 2 sınıf başkanlığını yine bizim adaylar kazanmıştı. Psikoloji 4 sınıf psikoloji temsilcisi Muammer, Psikoloji Bölüm Başkanı oldu. Beşeri İlimler Fakültesi başkanı seçiminde, Sosyoloji 4. sınıf temsilcimiz Bahri Bölüm başkanı oldu.

Ben geri planda durduğum için, bir donem Muammer'e Cindoruk bana da Bir Bilen dendi toplantılarda...

Beşeri İlimleri alan ODTÜ'yü alır derlerdi o yıllar. Siyasi gruplar ortak tavır içine girince, diğer bölümlerde yapılacak seçimler iptal edildi. Kısacası, Öğrenci Konseyi girişimi, siyasi kaygılar nedeniyle ölü doğdu...

Şimdilik bu kadar. Devamı gelecek...

İbrahim Akar

 

 

 

 

 


>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılama
z