(Çin'deki bir kelebek, bir kanat çırpısıyla Karaibler'de fırtınaya
yol açabilir...)
1980-81dönemi,
ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli
iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket
var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir
araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. Tüm
çabalara rağmen, örgütlülüğünü sürdüren dördüncü bir yapı bulamıyoruz.
Ancak bu sınırlılılığa rağmen, oluşturulan bu üçlü odak, yaklaşık
5 yıl süreyle ODTÜ'de bir dizi eylem gerçekleştirdi.
Bunlardan ilki, 1981 1 Mayıs'ında oldu.
Herkes öylesine sinmiş ve hatta güvensizlik içine düşmüş ki, gizliden
gizliye, sistem karşıtı konuşma yapan, hatta rengini ortaya koyan
bile yok.
Eskinin örgütlü yapılarından gelen afişe olmuş
arkadaşlar, "amman birileri birşey yaparsa ucu bize dokunur",
kaygısı içindeler ve bunu da zaman zaman açıkça ifade de ediyorlar.
x isimli TİP'li arkadaş ile hazırlıkta aynı sınıfta
okurken tanışmışız. Ben ingilizcem iyi olduğu için bir buçuk ay
sonra A sınıfına transfer olmama rağmen, kendisiyle dostluğumuz
sürüyor. Hangi gruptan olduğumuzu tahmin ediyor ama açıkça söylemiyoruz.Birlikte
1 Mayıs'ı enselenmeden ve anlayan anlar kabilinden de olsa kutlamak
için ne yapabilirizi konuşuyoruz. İnsanları da ürkütmemek gerekiyor.
Bütün bolum panolarına birer kırmızı karanfil asmada karar birliğine
varıyoruz.
Sen kaç bölümü alırsın ben kaç bölümü sohbeti, bize kimin hangi
bölümde adamı olduğunun ve örgütlenme gücünün ipucunu veriyor.
Sonuçta beş bölümü arkadaş alıyor, ben de diğer bütün bölümleri.
Birer erkete ile birlikte çalışılması kararlaştırıldı
ve işlem gerçekleştirildi. Sabah saat sekizi on gece, bütün bölümlerde
aynı anda asılacaktı karanfiller. Sonuçta, şartların riskli olduğu
bir bolum dışında, bütün bölümlerin panolarına kırmızı karanfil
asıldı.
Karanfiller panoda öğlen saatine kadar kaldı.
O donemde, bunun yapılmış olması bile, insanlara inanılmaz bir
heyecan vermişti. Bunu panonun önünden fısıldaşarak gecen insanların
yüzlerindeki ifadeden anlıyorduk.
Öğlen saatleri bir baktık ki, jandarma erleri
bütün bölümlerde karanfilleri topluyor... Bu bizim için yeterliydi,
durum fark edilmiş, gören de görmüştü.
Bir yıl sonraki 1 Mayıs'ta, üç adet kırmızı uçurtma
hazırlandı ve uçuruldu. Bu durum da kimse enselenmeden çözümlenmişti.
Ayrıca daktiloda pelüş kağıt ile çoğaltılmış ilk 1 Mayıs bildirisi
dağıtıldı.
Artık bu simgesel anlatım yerleşmişti ve insanlar,
1 mayıs geldiğinde acaba bu yıl ne yapılacak beklentisiyle karşılamaya
başlamıştı 1 Mayıs'ı...
Bu arada,ülkede gündemi Anayasa oylaması işgal
ediyordu. Kenan Evren Hipodrom'da halka açık mitingde konuşma
yapacaktı. Biraz örgütlü, biraz fısıltı desteği sağlayarak, 20
kişi o gün elden geldiğince mavi şeyler giyip (mavi takım, mavi
blucin, mavi kravat, mavi gömlek vs...) mitinge gittik ve öylece
dolaştık.
Ertesi gün de, aldığımız 150 kadar beyaz karanfili
bir gece mavi mürekkepli suda bekletip, renk değişimine uğrattık.
Bugün aynı yöntemle hazırlanmış mavi karanfil her yerde satılıyor.
Ne zaman mavi karanfil görsem çiçekçilerde, aklıma 1982 yılındaki
uygulamamız gelir. Sabah yurtlardan bölümlerine giden öğrenciler
yol boyunca saçılmış ya da çalılara bantla tutturulmuş mavi karanfiller
gördüler. Tabii ki bolum panolarında... Tabii ki, öğle yemeğinde,
yemekhane lavabolarında, aynalarda... Tabii ki bolum başkanlarının
oda kapılarının önlerinde...
1982 yılında yurtlarda akmayan suları, ısınmayan
odaları filan anlatmak için kendisiyle görüşen öğrenci arkadaşlarımıza
Rektör Gönlübol'un "ODTÜ'de lale devri sona erdi, saltanat
bitti" demesini protesto için yaptığımız, lale kartı yollama
eylemine yaklaşık 1500 kişinin katıldığını bir şekilde rektör
sekreterinden öğrenince, artık her yerde TKP konuşulur hale
gelmişti.
Bu eylem çok ilginçtir. TKP tarihinde ender bir
durum yaşandı. O zamana kadar asla bir araya gelmemiş hareketlerden
insanlar, bir araya gelip kitlesel bir protesto eylemi gerçekleştirdi.
Halkın Kurtuluşu, Partizan, Kurtuluş ve Halkın
Sesi'nden 4 arkadaş ve ben, Kızılırmak
sinemasındaki bir dia gösterisinden dönüyoruz. Diaların arasında
bazı simgesel fotoğraflar yer
alıyordu, örneğin parmaklar arasındaki bir lale.. Kaya dibinde
her şeye inat yeşeren bir gelincik gibi...
Otobüste okula dönerken, kendi aramızda gösteriyi
değerlendiriyoruz. Aklıma, bir öneri geldi.
Gönlübol'un "ODTÜ'de lale devri sona erdi, saltanat bitti"
demesini protesto için laleli kartlar
hazırlayalım ve insanlara dağıtalım, onlar da tepkilerini yazıp
rektöre yollasın dedim. Fikir hemen sıcak karşılandı. Bahçelievler’de
inip bir çay içtik, durumu değerlendirdik ve bir kırtasiyeye daldık.
Karton, sulu boya, kretuvar filan aldık.
Bizim yurt odasına gidip, şablonla lale figürü oluşturduk ve rengarenk
laleli kartlar hazırladık.
Zarfların içine koyduk, üzerine rektörün açık adresini yazdık
ve 100 kişiye dağıttık. Olay bu
kartların dağıtımına gelince, ben siyasi eğilimimi söylemek durumunda
kaldım. Üçünün de başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü. İnanamadılar,
TKP'li olduğuma... Bir gece düşünüp, sonunda bu işin TKP desteğiyle
örgütlenmesini kabul ettiler.
İnsanlardan, kartın arkasına rektörün tavrına
karsı tepkilerini yazmalarını istedik. Kartlar peynir ekmek gibi
kapışılınca gece boyu 300 tane daha hazırladık. Ertesi gün herkes
kartlardan istemeye başlayınca, binlerce kişiye el yapımı kart
hazırlayamayacağımızı gördük. Hareket, umduğumuzdan çok yaygınlaşmıştı.
Bunun üzerine, insanlara üzerinde lale resmi bulunan matbu kartpostallardan
alıp yollamalarını söyleme kararı aldık. Ama sorun çözülmemişti.
Çünkü bir gün sonra Ankara'da bir tane bile laleli kartpostal
kalmamıştı. Ona da o günün şartlarına uygun kolaycılıkta bir çözüm
bulduk. Üzerinde çiçek resmi olan kartlar yollamalarını ama çiçeğin
üzerine, "farz edin ki bu bir laledir" yazmasını istedik.
Olay, herkesin kendi bireysel katkısına acıktı. Kimisi mizahi
üslup kullanıyordu, kimisi yergi...
Sonuç başarılıydı, dediğim gibi 1500 kart gitmişti
ve sekreterinin tüyosuyla, rektör gelen kartları özel kutularda
saklamıştı.
Bu guruptan arkadaşlarla bağımız, dostluğumuz,
sevgimiz okul sonrasında bile sürdü...
O dönemde Bizim Radyo ve TK'nin sesi, yurt odalarında
gizli gizli dinleniyordu. Çünkü yapılan en küçük eylem, hemen
o gün radyoda yayınlanıyordu. İnsanlar, bu örgütlülüğü
inanılmaz derecede takdir etmeye başlamıştı. Bu eylemin, Dünya
Demokratik Gençlik Federasyonu DDGF tarafından "örnek öğrenci
eylemi" ilan edilmesi, haberin radyoda ve Atılım'da yayınlanması
insanların eylemlere katılma cesaretini artırıyordu.
1983'te 1 Mayıs'ta TKP'nin orijinal 1 Mayıs bildirisi
dağıtıldığında, çocuklarına ders verdiğim karakol komutanı benle
dertleşirken, "Yahu diyordu, bu TKP okulun zayıf örgütlerindendi.
Şimdi her tasın altında sanki onlar var. Darbe öncesi bile orijinal
bildiri dağıttıklarını hatırlamıyorum, nasıl beceriyorlar bunu..."
Artık Atılım ve Kızılırmak Komünistleri nüshaları,
kendi dışımızdaki sol insanlara da ulaştırılıyordu. yayınlarımızı
okuyan alakasız siyasi yapılardan insanların gözyaşlarını tutamadığını
hatırlarım.
Bu çalışmalar başarılarımızı, 20.000 kişilik
okulda, üçlü eylem birliğinin düzenlediği ve 50-100 kişi dışında
hemen tüm okulun katıldığı yemek boykotuna kadar taşıdı... Bu
boykotta TKP, Genç Öncü, Hizip SGB ve malum 4'lunun güç ve eylem
birliği ile gerçekleştirildi. Çizimini Davut isminde bir arkadaşa
yaptırdığımız Rodin'in Düşünen adam heykeli, yemekhane masasındaydı.
Önündeki tabakta üzerinde kırmızı çarpı atılmış 100 lira ve vardı.
Kafasındaki düşünce balonunda ise, "19-20-21 Mart" yazıyordu.
O donem fotokopi tek tuk yerde var. Çaktırmadan
12,13 yaşlarında bir çocuğun çalıştığı kırtasiyecide çoğaltıyoruz
çizimleri. Her sayfadan 6 tane çıkıyor. Sonra mısır gevreği alıp,
içine yerleştiriyor ve iyice kapatarak, aramaya rağmen kapıdan
geçiriyoruz.
1984 yılında en çok ses getiren 1 Mayıs eylemini
gerçekleştirdik. Kız ve erkek yurtlarından ikişer kişiyi görevlendirdik.
Arkadaşlar Nisan'ın son gecesi, görevli arkadaşlar tespit ettikleri,
apolitik insanların kaldığı ve teybi olan bir odaya girip, teybe
Cem Karaca'nı o gümbür gümbür söylediği 1 Mayıs marşını kaydettiğimiz
kaseti koydular. Teybin yanına bir bardak içine, birkaç kırmızı
karanfil yerleştirdiler. Sesi en son ayarına kadar açtıkları teybin
düğmesine basıp, odadan fırladılar.
Tabii ki tüm yurtlarda ayni saatte oldu bu eylem.
O saatte tespit edilen odada insanların uyanık olma ihtimalini
de dikkate alarak, yedek odalar belirlemiştik. Ve herkes inisiyatifine
göre iki odadan uygun olanını seçti.
O gece yurtlarda kalanlar, saat 4,30'da, herkes
yataklarından 1 Mayıs marşı ile fırladılar... Tabii ki jandarmalar
odalara daldı, delil topladılar, sorgulama yaptılar. Ve olayla
ilgisi olmayacak odaları seçecek kadar zeki olduğumuza kanaat
getirerek, odadakileri sabahleyin serbest bıraktılar.
Velhasıl, tutuklanma dönemi sonrasında illegal
yapıdan kendi isteğim ve örgütün de uygun
görmesi nedeniyle ayrılıncaya kadar, her yıl 1 Mayıs için bir
şeyler yaptık. Son yıl dışında... Çünkü artık son yıla geldiğimizde,
TKP'nin başını çektiği eylem birliği öğrencilerin cesaretini artırmış
ve örgütlülüğü olmayan diğer sol gruplar da kendilerini toplamak
için girişimlere başlamıştı. Zaten başımıza iş açan da, bizden
bir yıl sonra boykotun bir örgütlülük işi olduğu gerçeğini görmeden,
söylenti yoluyla yemek boykotu yapmaya çalışan ve işi başaramayan
bazı grupların açık vermesi oldu.
Boykot için bize gelip görüşen olmamıştı. Belli
ki, amaç biz de yaparız gösterisi yapmaktı. Nitekim sen ben bizim
oğlan dışında katılım olmadı. Karşı çıkmamıza rağmen, boykot kırıcılığı
yapmadık yani yemek yemedik. Herkes, yeni boykotun başarısızlığının
örgütsüz düzenlenmesinden kaynaklandığını ve TKP'nin işin içinde
olmayışının belli olduğunu biliyor ve söylüyordu.
Son yıl 1 Mayıs günü, artık bölüm önünde sazlı
sözlü toplanan gruplar, Zülfü Livaneli'nin ve o dönemlerde yıldızı
parlamakta olan Ahmet Kaya'nın parçalarını söyleyebiliyordu. Uzun
mücadeleler sonunda ODTU Öğrenci Derneği kurulmuştu. Ve dernekte,
farklı siyasi gruplar etkinlik kurma çabası içine girmişti. Okulun
12 eylül öncesindeki en etkin grubu olan Dev Yol, sivil toplumcu
bir söylem geliştiren yöneticilerinin tavrını tartışıyor, bütünsel
bir tavır
oluşturamıyordu.
Aylar boyunca örgütlenme şekli tartışıldı. Sonuçta,
sınıf başkanları, bunların seçtiği bölüm başkanı şeklinde bir
örgütlenmeye gidilmesi sonucuna varıldı.
Ancak benim öğrenci olduğum Psikoloji Bölümü'nde
1. sınıf dışında 3 sınıfın başkanlığını bizim adaylarımız kazandı.
Muammer, Özlem ve adını unuttuğum genç bir arkadaşımız... Birinci
sınıfın temsilcisi Özgür'ün iki ay sonra bize katılmasıyla durum
dörde dört oldu.
Ayrıca Sosyoloji Bölümü'nde de 2 sınıf başkanlığını yine bizim
adaylar kazanmıştı. Psikoloji 4 sınıf psikoloji temsilcisi Muammer,
Psikoloji Bölüm Başkanı oldu. Beşeri İlimler Fakültesi başkanı
seçiminde, Sosyoloji 4. sınıf temsilcimiz Bahri Bölüm başkanı
oldu.
Ben geri planda durduğum için, bir donem Muammer'e
Cindoruk bana da Bir Bilen dendi toplantılarda...
Beşeri İlimleri alan ODTÜ'yü alır derlerdi o
yıllar. Siyasi gruplar ortak tavır içine girince, diğer bölümlerde
yapılacak seçimler iptal edildi. Kısacası, Öğrenci Konseyi girişimi,
siyasi kaygılar nedeniyle ölü doğdu...
Şimdilik bu kadar. Devamı gelecek...
İbrahim Akar
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz