Bahar dönemi eylemlerle
açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi
nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart
Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen
kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği
coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.
1980 sonrasında her yerde olduğu gibi, elbette,
ODTÜ’de de çok şey değişmişti. Sola yapılan baskı ile ters orantılı
olarak sağa sağlanan destek sonucunda, özellikle islamcı öğrencilerin
sayısında artış olmuştu. ODTÜ çoğunlukla Anadolu’dan gelen memur
ailelerinin tercih ettiği bir okuldu(r). Bu öğrencilerin kimi,
benim gibi, daha okula gitmeden ‘romantik komünist’ olmuştur,
böylece görece özgürlük ve dayanışma ortamında canlı bir sol yaşantı
oluşmuştur. Bu özgürlükçü yaşantıya okulun akademik ve idari kadrolarıyla
işçi ve memurların da sempati duyduğu bir gerçektir. Bu alt yapı
ile eylemlerde çelişkiler Jandarma ile öğrenciler arasında yaşanırdı.
Hatta Türkiye’de, ‘jandarma biz sosyalisttiz/ Yalnız dost biziz
sana/ Kurtuluşun bizimledir/ Elini uzatsana’ şarkısı söylenen
başka bir yer de olamazdı herhalde. Düşünün bu şarkının polis
versiyonunu, zaten prozodi hatası verir!
Sonuçta, bizim saçımız uzun ya da nü resim yapıyoruz
diye kafamıza çekiçle vuran, duvarlarımıza ‘ silahları gömdük,
unuttuk sanılmasın’ yazan, nazo-türklerimiz yoktu. Az sayıda vardı
tabii ama kendilerini saklardı bu bozkurtçuklar. Fakat az önce
de sözettiğim gibi, bizde beyaz yüzlü fetullahçılar, sol militan
tarzlı İBDA-C’ciler, pipo tüttüren entelijansiyası yüksek islamcılar
vardı. Dinciler daha çok Atatürkçülerle gergindi, solcularla dinciler
birbirlerini sanki görmezden gelirlerdi. Ben bir kez, bağımsızlar
olarak düzenlediğimiz bir toplantıya tanıdığım islamcıları da
çağırmıştım. DSciler ile islamcıları yanyana oturup konuşurken
görmek ilginçti, o toplantıda anarşistler de olduğu için dengeler
yerindeydi. Daha sonra, bu islamcı arkadaşlar bazı eylemlere de
destek vermişlerdi. Bütün bunlara rağmen sol ile sağ arasında
ciddi birkaç çatışmanın çıktığı da vaki olmuştu. O dönem kızılelma
diye bir şey yoktu. Atatürkçüler solculara destek veriyorlardı
çoğunlukla.
Bugün Türkiye’yi yöneten kadrolar ODTÜ’lülerdir.
Hükümete baktığımızda bakanların ve bürokratik kadronun bir bölümünün
ODTÜ mezunu olduğu açıkca görülür. Hatta Merkez Bankası başkanlığına
atanma durumunda olan kişi de ODTÜ mezunudur. Her ne kadar solcularla
uzun süre aynı havayı solumak durumunda kalmış olan bu arkadaşların,
diğer AKP kadrolarına göre biraz daha farklı olduğu görülürken,
ODTÜ’lü ruhunu taşımadıkları bir gerçektir. Bu arkadaşlar, o daha
günlerde, bu günler için yetiştirilmişlerdir. Toplum mühendisliği
bu olsa gerek. Hatta, bir dönem islamcı ODTÜ Mezunları derneği
bile kurulmuştu, Erbakan’ın ‘materyalist düşüncenin merkezi olan
okuldan artık materyalistler çıkmıyor’ türü zırvalamalarını anımsıyorum...
Gelelim nisan sonlarına. Ankara’da doğa, her
yerde olduğu gibi çıldırır. Çiçekler, böcekler, adrenalin, libido..100.Yıl’dan
okula ya ‘dağlarına bahar gelmiş memleketimin’ ezgilerini mırıldanarak
ya da Jettro Tull dinleyerek doğanın coşkusuna uyarak yürürdüm.
Karakoldan geçerken kimi zaman jandarmayla gerginlik olurdu, yüzgöz
olmak bu olsa gerek. Bu arada, ilk dönemkinden düşük giderdi dersler...
1 Mayıs’a sadece sol gruplar değil polis, jandarma,
jit(em) falan da hazırlanırdı. Nisan sonu gözaltılar başlardı.
Her olasılığa karşı, böylesi zamanlarda, okula kapıdan değil ormanlık
bölgedeki tellerden girilirdi.
1 Mayıs işçi bayramıydı. İslamcı öğrencilerin
ramazanları, kurbanları; ülkücü öğrencilerin türkçülük bayramları
vardı; öyleyse solcu öğrencilerin, başka bir öğrenci bayramı olmadığına
göre, 1 Mayıs’ı işçilerle birlikte kutlamaları pek de garip olmamalı.
Bakın Fransa’da öğrenciler çalışma yasasına işçilerden önce tepki
gösterdi, eylemler devam ediyor. Biz de böyle bir şey olsa öğrencilerden
ses soluk çıkmaz. Mezuniyet sonrasında da iş bulamama ya da işten
çıkarma durumlarında ağlaşılır.
Baharda daldan dala uçuşan böcekler gibi oldu
bu bellek yoklaması. Uzadıkça uzayabilir bu yazı, ama baharda
her şey kısadır. Bir bakarsınız yağmur indirir, bir bakarsınız
güneş açar. Öyleyse, Ankara çiçeklerinden topladığım polenleri
buraya bırakıp gideyim.