KARMAŞIKLIĞIN GİZEMİ - III (SON)

_ Gediz Akdeniz


Hermes’e göre güneş evrenin görülebilen tanrısıydı. Yerle birlikte bizleri güneş etrafinda dönmeye kul eden bu gizemdi.

Kütle çekim kuvveti evrenin önemli sırlarından biriydi. Galileo bu sırrın izlerini denizden esen rüzgarla salınan şamdanda, samdana sıkıca tutunmus olan dört meleği önemsemeden bulmuştu. Evren güneşin yeni hükümdarları olduğunu insanlara duyurulması için Galileo’yu seçmisti de, Galileo’ya meleklerin yontusunu yapmış olan ustanın nasırlı el emeğini yok saymasını fısıldamış mıydı? Yontu ustasının nasırlı ellerine kim haksızlık yapıyordu? Evren mi insanın aklı mı?

Bu soruya yanıt aramayı bir yana bıraksak da şunları düşünebiliriz. Bir noktadan tuturulmus halatın diğer ucunun salınımındaki tekrarlanan düzen evrenin görünen tanrısı güneşe bağlılığın bir sembolü idi ve melekler bu düzeni bozuyorlardı. Yoksa; tahtadan bu dört meleğin düzeni bozmaktaki amacı kütle çekim kuvvetinin sırrını iktidarlar için kullanacak olan kahinlerden saklamak mıydı?

Galileo yıldızlara bakarak konuşan bir kahin değildi ama meleklerin direnmesine rağmen yerin iktidarlarının hizmetindeki bir kahin gibi şamdandaki düzeni görmüştü. Çünkü şamdanın tek bir arzusu vardı, görünen tanrı güneşe ve onun babası olan evrene düzenli salınarak sonsuza dek ibadet etmekti. Ona sıkı sıkı tutunan meleklere inanmamıştı, görünmeyen o nokta etrafında dönmekle ne geçmişi ne şimdisi ne de geleceği olacaktı.

Galileo yıldızlara bakarak konuşan bir kahin olsaydı, San Stefano Şövalyeleri için yapılmakta olan kilisenin önünden geçerken bu kilisenin duvarlarını bir gün İnebahtı Deniz Savaşında Haçlılara karşı ilk kez yenilen Türklerden alınan ganimet sancakların süsleyeceğini öngörürdü. Peki onu göz hapisinde tutan Vatikan’a rağmen Firenze’nin en büyük kilisesinin (Santa Croce) tabanına gömüleceğini öngöremez miydi gözleri görmezken?

Kılıçsız tapınak şövalyesi Newton insan aklının evrendeki düzensizlikte tekrarlanan düzeni arama stratejisi olan bu doğrusalcı ve indirgemeci düşünceyi formülleştirdi. İnsan aklı evrenin görünen tanrısı güneşte kendini görüp altın hareketlerin sırrını ele geçirdi. Ve üstü aydınlanma ve sosyal bilimler simülasyon projeleri ile örtülen bir Batı uygarlığı iktidarının (modernite) tarihi başladı.

Uygarlıkları adına geliştirdikleri simülasyon mekanizmaları ile her yeri işgal etmeye başladılar. Ancak, karmaşıklasan dünyada akıllarındaki altın oran ve altın hareketlerin sırrı yetmez oldu. Uygarlıklarının günahından arınmak için, Havva’nın dişiliğini kusur saydıkları gibi “tarihin sonu” nu ilan ettiler. Sonu gelen ise Buruno evrenini inkarlarıydı.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

İnsan vücudu sahip olduğu bileşenlerle canlılar içinde en karmaşık olanıdır, insanoğlunun davranışları çevresi (habitat) ile olan ilişkilerle ve yaşamak için gösterdiği tepkilerle daha da karmaşıktır. Bugün bilim ve teknoloji bağımlı simülasyon mekanizmaları dayatmaları ile insan oğlunun davranışları daha da karmaşıklaşıyor. Bu karmaşık insan davranışlarına bağlı dinamiklerle oluşan organizasyonların, insani sistemlerin sayısı artıyor ve bunların bazıları sistem dayatmaları dışında kendiliğinden aralarında örgütleniyor, kendiliğim dağılıyor. Bu kendiliğinden simulasyonları ile, kendine ve çevresine çok farklı duyarlılıklarda ve orantısız düzensizliklerde yeni insanoğlu davranış dinamikleri ortaya çıkıyor. Sistem için bu “bozuk ürünlere” düzensiz duyarlı insan davranışarı adı verebiliriz.

Modernite adı altında geliştirilen denetleyici ve kolonyalist küresel gerçek-üstü mekanizmalarına, aydınlanmacı ve ilerlemeci sanal yapılarla kurgulanmış küresel simülasyon mekanizmalarına rağmen düzensiz duyarlı insan davranış dinamiklerini kontrol etmeleri zorlaşıyor. Bu davranışlar için ellerindeki ortaya çıkmadan yok edebilme teknolojileri yetersiz kalıyor. Partiler, lobiler, dernekler ve çeşitli formatda sivil toplum örgütleri gibi sürdürülebilir organizasyonlarla bunları düzenli duruma getirmelerinde ve normalleştirmelerinde gün geçtikçe zaman kaybediyorlar. Düzensizlik içinde tekrarlanan düzeni arayan, evrenin aklını taklit eden modernite kahinlerinin (bilim adamları) zamanı sona eriyor. Bu bilim adamları da insanın kendinde özgürleşmesini sağlayacak ve iktidarlarına son verecek olan sırrın altın karmaşıklıkda olduğunu biliyorlar. Ancak, değişime ve evrime neden olabilecek kaosun altın karmaşıklığını öngörmede çaresizler. Çünkü altın karmaşıklığın habercileri (Hermes) kendilerinin yeni kahinler olduğunu farkında olmayan sistemin “bozuk ürünleri” olan düzensiz duyarlı insanlar.

Çevremiz değişimlerin, dönüşümlerin ve evrimin habercileri ile dolu. Bu kendilerinin haberciler olduklarını bilmeyen habercilerden farkında olmadan etkileniyoruz. Bu haberler sonrası içimizde oluşan göremediğimiz, dokunamadığımız ve hissetmediğimiz kırılmalar (kaos eşiği) sonrası değişimin, dönüşümün ve evrimin nedenleri.

Bunların gizemlerinin izi Galileo’nun bir zamanlar hiçe saydığı karmaşıklığın meleklerin, düzensiz duyarlı insan davranışları dinamiğinde saklı. İnsanoğluna kendini iktidar olmadan çözmesinin, kendini yeniden bulmasının, doğayı yeni bir yolda görmesinin, insani sistemlerin yeniden kurulmasının şifrelerinin çözümü bu altın karmaşıklıkların dilinde saklı.

Araştırma merkezleri, eğitim kurumları, hapishaneler, hastaneler, hayvanat bahçeleri gibi modernite paradigmaları üzerine kurulmuş simülasyonlarının trans-dinamiklerle sanaldan gerçek üstüne dönüşmüş ürünleri (simülakr) Foucault’un ve öğrencilerinin salınım yapan radikal eleştirilerine (boz yap) ugramışsa da bunların, karmaşıklık paradigması ile temellenen kuramımıza göre, Batı uygarlığı iktidarının yeni bir puzzle oyunu dışında değişimde ve dönüşümde bir anlamları yoktur.

Düzensiz duyarlı insan davranışları dinamikleri (DDİDD) altın karmaşıklığın kaynaklarıdır. Bunlar tarih boyunca iktidarlar tarafindan “arızalı ürün” olarak görülmüş ve çeşitli yöntemlerle etkisiz hale getirilmişlerdir. Ancak bu dinamikler bugünün insanının karmaşıklaşan dünyasında önemi gün geçtikçe artmaktadır. Sayılarının ve farklılıklarının artmasi yanında çevreye duyarlaşma ile sosyal sistemlerin “trans-dinamikleri” olarak bunlardan kaynaklanan kendiliğinden degişimlerin ve dönüşümlerin engellenmesi zorlaşmaktadır. Bunlar modernitenin sosyal ve ekonomik rasyonal gerçekleri üzerine kurulamayan ve ancak o an üzerine kurulacağı hiper-gerçeklerin neler olacağına karar veren simülasyonları oluşturur. Baudrillard’ın kuramı tanımı dışında kalan bu simülasyonlar karmaşıklıkta bir kaos eşiğine neden olabilecek bir süreci başlatabilir.

Geliştirdiğimiz DDİDD kuramında; (kuram hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyenlere Ozgur Hayat Gazetesinde 2003 yılında bir dizi halinde yayınlanan söyleşilerimizi ve Davetsiz Misafir Dergisi’nin 2004 Bahar ve Kış sayılarında yayınlanmış olan denemelerimizi önerebiliriz) sosyal ve ekolojik sistemlerde bir biri içine geçmis olan elemanları düzensiz davranışlar dinamiğinin kendiliğinden örgütlediği kabul edilir. Bu örgütlenmede hiyerarjik indirgeme ve orantı yoktur. Kuramın dili doğada mevcut kendiliğinden simülasyonlara analoji ve metafor yapılarak (karmaşıklık paradigması) geliştirilmeye calışılmaktadır. Kuram bireyden en geniş örgütlenmeye kadar sosyal ve ekolojik sistemlerde bir simulasyon ürünü olarak kendiliğinden ortaya çıkan düzensiz ve sisteme duyarlı dinamiklerin bir kaosa neden olabileceğini ve kaos fazı sonrası sistemin dönüşebileceğini, değişebileceğini ve evrimleşebileceğini söyler.
Bu arayış bir postmodern eleştiri olarak değerlendirilebilir. Ancak sorgulamayı yaparken bunun yalnız bir eleştiri olmadığının, modernite paradigmaları dışında bir çözümleme getirerek dünyaya yeni yollardan bakma arayışlarına katkıda bulunma çabası yanında, sosyal ve ekolojik sistemlerin gelişmesinin, değişmesinin ve evrimleşmesinin üzerine modellerin önünü açma amacında bir kuram arayışı olduğu da göz ardı edilmemelidir.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Kuram bir bireyin dinamiklari üzerine konuşmadan geniş insani sitemlerinin davranışlarını incelemeye kadar uygulanabilir. Biz bu denemede somut bir örnek olarak tüm dünyanın gözlemlediği ve üzerinde yazılmış sayısız makalelerde tartışılan Irak işgalini aldık. Dünyayı sarmakta olan global karmaşıklığın yanında Ortadoğu, özellikle Mezopotamya bölgesi, insan dinamiklerinin kurguladığı çeşitli boyutlardaki ve formlardaki insani sistemleri ile ve bu elemanların kendi iç dinamikleri örgütlenmeleri ile, geniş bir karmaşık sosyal sistemler çukurları ağı özelliği göstermektedir. Kendiliğinden organize olmuş bu örgütlenmeler ve bunlar arasındaki etkileşmelerin, iletişimlerin ve ilişkilerin bir saç örgüsü gibi dolanmışlıklarından oluşan bu karmaşıklık yapısı ile Ortadoğu modernite iktidarlarının soğuk savaşla birlikte geliştirdiği Baudrillard kuramı ile anlamlaşan sosyal gerçekler üzerine kurulmuş küresel simülasyon programlarına büyük bir ölçüde duyarsız kalabilmiş dünyadaki ender bölgelerden biridir. Aksine Ortadoğu’da kendiliğinden oluşan düzensiz duyarlı insani davranışlar dinamiklerinin kurguladığı simülasyonlar hükmetmektedir. Bu simülasyonlar Batı Uygarlığının bu bölge halkları (ötekiler) için çok önceleri için kurguladıkları simülasyon mekanizmalarını, örneğin Edward W. Said’in oryantalizm paradigması kavramı ile kitabında (Şarkiyatçılık, Batı’nın Şark Anlayışları, çev. Berna Ülner, Metis Yay. İst. 1999 ) uzun uzun açıkladığı gibi, etkisiz kılmıştır. Bu yok edilemeyen yerel duyarlılığın kurguladığı simülasyonların tükenmeyen kaynaklarından bir diğeri de Ortadoğu’nun kültürel alt yapısının sahip olduğu karmaşıklıklar sonrası ortaya çıkmış bağımsız kendiliğinden toplumsal değişimler, dönüşümler ve evrimlerdir. Edward Said’in Şark’ı “onun karşıt imgesi, düşüncesi, kimliği, deneyimi olarak Avrupa’nın tanımlanmasına yardımcı olan” Ortadoğu’dur ve okuyuculara Goethe’nin şiirini hatırlatır;

“İnsan ırkının kaynağına (Şark) geri döneceğim, orada saflığı, doğruluğu bulacağım.”

Avrupa’nın bütünleşmesinde gerekli Avrupa ortak dilini arama projesinin en etkin aydınlarından biri olan Umberto Eco da bu şiiri inkar etmez.

Düzensiz duyarlı insan davranışları dinamiğinin kendiliğinden simülasyonların ürünleri olan simülakrlarla Ortadoğu’da Batı uygarlığının evrenselliğine son verebilecek değişimi sezen (modernite paradigmaları ile öngöremedikleri için) Yeni Dünya Düzeni mühendislerinin talimatları ile medeniyetler çatısması projelerini hazırlamışlardır. Zira Batı uygarlığı iktidarının devamı ve kuresel hegomonyası için Fukuyama gibi Yeni Dünya Düzeni mühendislerinin (dünyadan soyutlanmış Harward gibi bilim mabetlerinin kapalı havuzunda sırt üstü yüzen pregoklar) kehanetlerinin doğruluğunu kabul etmekten başka çareleri kalmamıştır. Diğer taraftan bilim kurguymuş gibi Hollywood filmlerinin yanında Sanal Moore’a ABD Başkanı George W. Bush’u yok sayan bir simülasyonla gizlenmis Fahrenheit 9/11 “belgesel” filmleri çevirtip, kutsal kaseyi Paris’in gül çizgisi üzerindeki Louevre müzesinde bulan Dan Brown’la Batı halkı yanında Bati uygarliğının kullarını (kendiliğinden kölelerini) gerçek kasenin,
“İnsan ırkının kaynağına (Şark) geri döneceğim, orada saflığı, doğruluğu bulacağım.”
saklı olduğu yer olan Ortadoğu’nun tarihini yok edecek savaşa hazırlamaktadırlar. (SON)



Gediz Akdeniz gasgah@yahoo.com