SAYI 211 / ŞUBAT-MART 2009

 

KAMBOÇYA GEZİ NOTLARI, 27 OCAK-1 ŞUBAT 2009


Dr. Ulaş Başar Gezgin
[email protected]






Bu, Kamboçya’ya ilk gelişim değil; ancak bu kez, ülkeyi daha ayrıntılı gözlemleme olanağı buldum. Kamboçya’ya gelen gezmenler (turist), genellikle başkent Phnom Penh’in ve Angkor Wat adlı tapınak-kenti ile ünlü Siem Reap’in gezmen bölgelerini biliyorlar; ancak, dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi, gezmen bölgeleri, bir ülkeyi anlamada yanıltıcı olabiliyor. Phnom Penh’in gezmen bölgesi, ırmağın kıyısı. Burası, buluntuevini (müze) ve sarayı da içeriyor. Phnom Penh Buluntuevi’ne gidebilirsiniz. Buluntuevi, fena değil. Gerçi, Hint gökçeişinden (sanat) esinlenen yapıtlar dışında neredeyse hiç bir şey yok. Girişte “şapkayla, şortla ve mini etekle girilmez” yazdığı için Phnom Penh’deki Kral Sarayı’na girmedik. Bu tutuculuk, pek de ilginç sayılmaz. Dünyanın hemen hemen her yerinde tutuculuk egemen. Ancak, gezmenlik konaklarında (seyahat acentası), “genbinitte (otobüs) silah, yangın tüpü ve uyuşturucu taşınması yasaktır” ve gezmenevlerinde (otel), odaların kapılarında “bomba, silah ve uyuşturucu yasaktır” diye yazması dikkate değer.

Başkentin göbeğinde bir sürü giysisiz çocuk gördüğünüzde üzülecek misiniz, “yoksa Türkiye’de de durum farklı değil ki” mi diyeceksiniz; yoksa her ikisi birden mi, o size kalmış (benim için her ikisi birden). Kamboçya’daki durumun olağan yoksulluk olduğunu düşünebilirsiniz. “Zaten ülke yoksul, o nedenle insanlar da yoksul” diyebilirsiniz. Oysa çıplak çocukların yerlerde yattığı aynı caddelerde ciplerin ve son sürüm arabaların dolaştığını gözden kaçırmak olanaksız. Kamboçya’daki bu manzaralar, Vietnam ve Tayland’da bu kadar çok değil.

Güneydeki Sihanukvil, bitimsizce uzayıp giden kumsallarıyla ünlü. Sihanukvil’in, yaşanabilirlik açısından Phnom Penh’den daha iyi durumda olduğu, ilk bakışta bile anlaşılıyor. Siem Reap ise, oldukça düzenli, derli toplu bir kent. Kentin merkezindeki pazardan tapınak-kent Angkor Wat’a dek irili ufaklı lüks gezmenevleri dikkat çekiyor. Siem Reap’in ortasından küçük bir ırmak akıyor. Zaten bana göre dünyanın en güzel kentleri, içinden ırmak geçen deniz kıyısı kentlerdir.

Angkor Wat’ın girişinde gezmenlerin tek tek belgelik (vesikalık) resmini çekip resimli girimlik (bilet) veriyorlar. Güzel bir düşünce. Böylece eşsiz bir deneyim duygusu vermiş oluyorlar gezmenlere. Burada, tapınaklara tırmanabilirsiniz, dev köklü ağaçların kökleriyle devirip yıktığı taş yapıları görebilirsiniz. Ancak bana sorarsanız, ben, Angkor Wat’ı pek de sevmedim. Neden? Dört neden var:
Birincisi, görmeden önce Angkor Wat ile ilgili çokça belgesel izlediğimden ilginç gelmedi. (Zaten, dünyada keşfedilmedik yer kalmadığından, dünyanın her bir yanına yolculuklar, dergilerde ve gazetelerde çarşaf çarşaf; izleçlerde (televizyon) perde perde yayınlandığından, gezginin yeni bir yer deneyimleme heyecanı bitiyor. İzleçlerdeki gezi izlenceleri, herşeyi olağanlaştırıyor, sıradanlaştırıyor ve gezginliği de, gittiği her yerde öykülerle donanmış bir tür çağdaş şamanlıktan,  “hani şu izleçte geçende izlediğimiz yer var ya, işte ora”ya giden bol paralı ve bol zamanlı boş beleş insana düşürüyor. Gezilerde çekilen resimler ve izitler de (film), değersiz ürünlere çevriliyor böylelikle... Milyonlarca Angkor Wat ışıtından (fotoğraf) birini çekmiş oluyorsunuz, başka bir şey de değil... (Bu yazı da, Kamboçya ile ilgili yazılmış milyonlarca yazıdan biri; bu nedenle yazıp yazmama noktasında çok duraksadım.)

İkincisi, gökçeişi (sanat), yemekleri ve toplum yapısıyla Kamboçya, Hindistan’ın ikincil bir eşlemi (kopya). Angkor Wat’ın ünlü duvar gökçeçizilerinden (resim) Hint destanlarını çıkarırsanız geriye neredeyse hiç bir şey kalmaz, çünkü duvarlar, bilindik Ramayana ve Mahabharata’yı anlatıyorlar. Geriye kalan çok az resim de, Hintliler’e özenmiş Khmer krallarının tahta çıkışlarını ve eğlencelerini anlatıyor; bunlar da yoğun Hint etkisi taşıyor.


  

Üçüncüsü, bu dev taşyapıyı yapanların yoksulluğunu düşündüğümden Angkor Wat’ı görmek beni üzdü. Bir insana bu dev taşları, ölmesi pahasına, dört biçimde taşıtabilirsiniz. Ya köle ya da tutsak olacak (ki eski zamanlarda, tutsaklar, hapiste tutulmayıp köle yapılıyorlardı) ya emekçiler, bu dev taşları, büyüklük taşkını (megaloman) bir insan için değil din, ulus vb. ‘kutsal’ değerler için taşıdığına inanmış olacak ya bu taşları, başka iş bulunamadığından gelip ücretli köle olarak taşıyacaklar ya da emeklerinin hakkı verilerek taşıyacaklar. Bunlar, gerçekte, insanlık tarihinin aşamalarına da karşılık geliyor: Kölelik/tutsaklık, düşünyapısal (ideolojik) kölelik, ücretli kölelik, efendisizlik. Angkor Wat, köleler ve düşünyapısal kölelerce yapıldığı için, beni şaşırtmayıp üzdü. Bu konuya, Çin Seddi’nin yapılışına değinen bir yazımda girmiştim (Gezgin, 2005). Üçüncü nedenle bağlantılı olarak, dördüncüsü, bir insanın bu kadar yüceltildiğini görmek de canımı sıktı. Bu arada, tanıştığımız bir rehberin adı Bora idi (buradan Bora Ercan başta olmak üzere tüm Boralar’a selamlar!).

Angkor Wat’tan sonra müzeye gidebilirsiniz. Müzede şapka takmak yasak; müzede gösterilen Budalar’a saygılı olmanız gerekirmiş. Yine aynı tutuculuk. Harcanan paraya değmez. Yine aynı Hint örnekleri...  

Siem Reap’ten Phnom Penh’e dönüş için, ırmak yolculuğunu öneririm: Yol boyu içinden geçilen Ton Le Sap Gölü, büyük bir göl; Göl boyu yolculuk, 2,5 saat sürüyor. Gölün büyüklüğünden kıyılar görünmüyor; o nedenle göl, açık deniz gibi bir hava veriyor; geminiz küçükse, kaygı verici olabilir. Geminin kıçında, dışarıda oturmanızı öneririm. Böylece kimi zaman üstünden sular fışkıran kıçtan kahverengi dalgaların (evet, kum nedeniyle kahverengi) yarılışını izleyebilirsiniz. Sonrasında Mekong boyunca ilerleyip kıyılara göz gezdirebilirsiniz, değişik bir duygu veriyor. (Kıyılarda el sallayan çocukları selamlamayı unutmayın!)

Kamboçya’da yaşam –en azından ‘yabancılar için yaşam’ diyeyim-, Tayland’a ve Vietnam’a göre daha pahalı. Öte yandan, Vietnam’da bulunamayan Hint baharatları, Kamboçya’da bulunabiliyor. Gezmen bölgesi, başta belirttiğim gibi yanıltıcı. Irmak kıyısına koşut olan arka yollara girince temiz ve gelişmiş bir Phnom Penh ile karşılaşıyorsunuz. Gezmen bölgesinden geçerken, sarayı geçip sağa dönünce bambaşka bir dünya var. Bu bölüm, Ho Çi Min Kenti’nden ya da Bangkok’tan farklı görünmüyor. Buranın adı, Sihanuk Bulvarı. Bu Sihanuk Bulvarı’nda Lucky Şirketi’nin doyumevini, betikevini ve büyüksatımevini (süpermarket) bulabilirsiniz. Bunlar neredeyse yanyanalar. Bu Lucky Büyüksatımevi, Siem Reap’te de var. Sebze-meyve, Kamboçya’da daha pahalı, ama her çeşit Avrupa ürünü var (zeytin, peynir, salam, sosis çeşitleri vb) ve bunlar, sarmaçta (ambalaj) değil gramla satılıyor. Bu, Vietnam’da olmayan bir özellik. Ancak, herşeyden önce, daha ilgi çekici nokta, Amerikan Doları ile Kamboçya Rieli’nin (‘ril’ diye okunuyor) birlikte kullanılması. Hatta, Amerikan Doları, daha önde. Birçok ürünün ederinin Amerikan Doları ile yazıldığını göreceksiniz. 1 Dolar altı ederler ve para üstü için ise Riel kullanılıyor. 1 Dolar, 4,100 Riel’e eşit. Kamboçya’nın bir diğer özelliği, Vietnam’da bulamayacağınız ikinci el betikleri Kamboçya’da ucuza bulabilmeniz.

Bir de, Phnom Penh’de ırmak kıyısında dünya ülkelerin bayraklarının dalgalandırılması, yorumlanmaya değer. Gerçi bunu Gezgin (2007)’de yorumlamıştım (bkz. Ek 1).

Kamboçya’da çokça yabancı yaşıyor. Bunların çoğu kızlar ve ot için kalan emekliler. Ülkede kış olmaması, dört mevsimin yaz olması da elbette önemli bir etmen. Yabancı akışına bağlı olarak, Kamboçya’nın tutumyapısının (ekonomi) sağlam temeller üstünde durduğu söylenemez. Bir ülkenin yüksek gelir elde etmesi, temel olarak 4 etmene bağlıdır: 1) Liman gelirleri (örneğin Singapur ve Hong Kong), 2) Hizmet kesimi (gezmenevleri (otel), doyumevleri (restorant), ovumevleri (masaj salonu) vb.), 3) Kılgıbilim (teknoloji) ürünleri (örneğin, elektronik ve araba üreten Japonya, Tayvan, Kore vb.), 4) Doğal kaynaklar (örneğin, yeryağı (petrol)).

Kamboçya tutumyapısı yalnızca hizmet kesimine dayanıyor; dolayısıyla yabancı akışına göbekten bağlı. Oysa, Kamboçya’nın ve tüm ülkelerin üçüncü yolu izlemesi gerekiyor. Bunun için de Araştırma-Geliştirme Bölümleri’nin açılması, doğa bilimleri ve mühendislik bölümlerine büyük kaynaklar ayrılması gerekli. Ancak, Kamboçya, yabancı akışına dayanmakta ısrarcı...  

Son olarak, gezginlik için itme ve çekme etmenlerine girelim. Soru şu: İnsanları gezmeye iten ve çeken etmenler neler? İtme etmenleri sanırım şunlar: Ülkedeki tekdüze yaşamdan sıkılma ya da bunalma; dolayısıyla kendini yenileme isteği ve başka ülkeler görme merakı. Çekme etmenleri ise, gidilen ülkeyle ilgili özellikler ve bunlarla ilgili bilgiler olarak açımlanabilir. Ancak, yukarıda belirttiğimiz gibi, gezi belgeselciliğinin yaygınlaşması, başka ülkeler görme merakı ve gidilen ülkeyle ilgili özellikler gibi etmenleri törpülüyor. Artık hiç bir ülke ‘başka’ değil; hepsinin belgeseli çekilmiş durumda; ayrıca küreselleşme nedeniyle, yalıtılmış yaşantılar bulmak artık oldukça zor. Geriye bir tek, tekdüze yaşamdan sıkılma ya da bunalma ve dolayısıyla kendini yenileme isteği kalıyor. Ancak, tekdüze yaşamından sıkılan bir insan için, gittiği ülkeler de er ya da geç tekdüzeleşiyor. Çünkü bir yaşantıyı tekdüze gören, insanın kendi algısıdır. Demek ki ya algı değişmeli ya da yolculuk dışında kendini yenileme olanağı verecek etkinlikler düşünülmeli. Ayrıca, yolculuk, kendini yenilemek amaçlanıyorsa, yolculuğun da tekdüzeleşmemesi için kısa tutulmalı.

Kamboçya’yla ilgili milyonlarca yazıdan birinin sonuna geldiniz. Bu yazı üstüne Kamboçya’ya gider misiniz; hatta bir önceki bölümcedeki yorumlar üstüne bir daha uzun bir yolculuğa çıkar mısınız; o, size kalmış...  

 

İlgilisine Kaynak
Gezgin, U. B. (2005). Bilgisayarları neden yakmalıyız?  ya da Çin Seddi’nden Silikon Vadisi’ne. http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=334&Itemid=27

 

 

 

Ek 1:
Uçurtmam, Bayrağım, Bayraksızlığım

 

Yükseklere çıkamazlar bayraklar,
Gönder boyudur yolculukları,
Sınırları aşamazlar, aşamazlar onlar,
Sınırlardır var eden onları.

Bayrak yakanlar görülmüştür, görülecektir de,
Görülmemiş ve görülmeyecektir uçurtma yakanlar.
Bayrak... O bir mülkiyet simgesidir aslında,
Der ki, “bu toprak, birilerinin toprağı
Ve değil başkalarının...”
O bir mülkiyet simgesidir aslında,
İster kızıl yıldız olsun ister davud yıldızı olsun sırtında...

Bir uzantısı gibidir insanın, uçurtmaysa;
Onunla çıkar insan uzaya,
Onunla aşar tüm sınırları...
Uçurtma, bir tür kol uzaması...

Doğayla uyumu insanın.
Budur tanımı uçurtmanın...
Uçar, yönettikçe insan eli onu,
Uçar, yol verdikçe bir yandan rüzgar.
Rüzgarın ve elin uyumu...

Görülmemiş ve görülmeyecektir ipini koparan bayrak,
Tutsak edilmiştir göndere...
Oysa uçurtma?.. O uçtuğu sürece,
Düşüdür özgürlük, uçtuğu sürece!

Rivayet şöyle: ilk bayrak dünyada,
Bir uçurtmanın evcilleştirilmesiyle çıkmış ortaya...
Kedi oluşu gibi kaplanın,
Köpekleşmesi gibi kurdun,
Tutsak etmişler bir uçurtmayı, göndere vurmuşlar,
Bayraklar çıkmış ortaya...

Bayraklar, pasaport göstermelidir,
Geçmek için bir ülkeden bir ülkeye;
Uçurtmalar? Pasaportsuzluk demektir uçurtmalar ise,
Ama ‘deli’ diyorlar işte,
‘Pasaport’ diye uçurtma gösterene
Ya da ‘pasaportsuzluk’ diye...

Kızıl bayrağı da yakalım, kara bayrağı da yakalım,
Tüm bayrakları, tümden yakalım...
Uçurtmalar dağıtalım çocuklara önemli günlerde,
Bırakalım günün anlam ve önemini,
Çocuklara düş kurmayı öğretelim;
Uçurtma bayramları en etkili eğitim...
Görmeliler böylece, yeryüzünün, gökyüzünün,
Yasaları vardır farklı farklı...
Görmeliler onlar için ne ise oyuncak,
‘Uçurtma’ denir ona gökyüzünde,
Ve ‘bayrak’ denir yere düşmüşlerine...

Hapse bile düşürür insanı, yırtık bayrak...
Oysa yırtık uçurtma uçamaz ve o kadar...
İstemem bayrak olsun gelecekte uçurtma,
Hapse düşürmesin kimseyi yırtık uçurtma...

“İnsan, ulusum; toprak, vatanım” (*)
Uçurtmam, bayrağım, bayraksızlığım...

Ulaş Başar Gezgin, Ho Çi Min Kenti, Vietnam, 19 Temmuz 2007

 

E-posta yerleği: [email protected]
Ağsayfası: http://ulas.teori.org/index.php?option=com_content&task=view&id=597&Itemid=32

Gezgin, U. B. (2007). Uçurtmam, bayrağım, bayraksızlığım. Evrensel Kültür, sayı 188, s.49 (Ağustos 2007).

(*) Şinasi’nin ünlü sözü. Özgün söz şöyle: “Milletim nev`i beşerdir, vatanım ruy-i zemin”. Bu söz, Tevfık Fikret’in ‘Haluk’un Amentüsü’ adlı şiirinde de geçmektedir.

 

 


>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz