Şair dostum Stefanos Stefanidis’le birlikte daha önce Malta’ya gitmiştik...
Larnaka-Atina-Roma uçuşundan sonra; Roma’dan trenle Bologna’ya, Bologna’dan Rimini’ye, oradan da otobüsle San Marino’ya doğru çıkarken, Titano dağının tepesinde, bulutların arasında, masalından ayrı düşmüş bir ortaçağ kentiyle karşılaşmayı ikimiz de beklemiyorduk.
Bir ülkenin sınırları içinde, bağımsız bir başka ülke! Akıl almaz bir şey. İlk defa böyle bir ülkeye adım atıyordum.
Bir cumhuriyetin sınırları içinde bir başka cumhuriyetin varlığı alışık olmadığım bir şey, şaşırıp kaldım. (Bilindiği gibi İtalya sınırları içindeki bir diğer ülke/devlet de Vatikan).
İki geniş vadinin ortasındaki, söylentiye göre taş oymacıları tarafından yapılan, üç yüksek kuleli bu dağ ülkesi başdöndürücü görünüyordu aşağıdan.
Yukarıya çıkıp bakınca, muhteşem bir manzara!...
San Marino 26 bin nüfuslu. Kilometre kareye 422,8 kişi düştüğü için, dünyadaki nüfus yoğunluğu en yüksek ülkelerden biri. Nüfusun 3,500 kadarı yabancı (İtalyanlar da yabancı sayılıyor burada.) Bu nüfusun, 4-5 bini baş şehir San Marino’da yaşıyor (bunların çoğu zenginler).
Bu ilginç ülkenin, her oynadığı maçta üç beş gol yiyerek yenilen milli futbol takımı, parlamentosu, İşkence Müzesi bile var.
Kuşsuz ve bisikletsiz bir baş şehir olsa; bazı günler bulutlar bütün görüş alanını kapatsa ve hediyelik eşya satan dükkanlar gibi koksa da, tarihi veya fantastik türde bir roman yazacak kadar uzun bir süre kalmak için uygun bir yer.
Yedi Cüce Ülke
Avrupa Birliğine dahil olan yedi cüce ülkeden (Kıbrıs, Malta, San Marino, Andorra, Monako, Lüksenburg, Litgenştayn... hepsi de küçük boyutlu, ama zengin ülkeler) 32 sanatçı, ‘Going Beyond The Countries’ Art’ başlığıve ‘Small States On Uncertain Stereotypes’ alt-başlığı altında, 11, 12, 13 Kasım tarihlerinde, kültür merkezi haline getirilmiş Saint Claire Manastırı’nda bir araya geldik.
32 kişilik bu grupdaki sanatçıların çoğu plastik sanatlardan, şairler azınlıkta.
Yediden fazla dilin konuşulduğu bir sanatçı topluluğu biraraya gelirse ne olur? Babil Kulesi’ndeki durumuna mı düşülür, karmaşa mı çıkar? San Marino’daki bu toplantıda öyle olmadı... Belki ilk başlarda yanlış çeviriler, yanlış anlaşılmalar vardı dilsel iletişim kurma çabasında, ama ciddi bir sorun çıkmadı. Aslında iletişim konusunda dilin o kadar da önemli olmadığını bir kez daha gördük. Çeviri konusunda sıkıya girince, güldük. Gülerek çıktık işin içinden. Gülümsemek çözümdür. Gülümsemenin, gülmenin dili evrenseldir. Yemek yerken, içki içerken çıkarılanlar ve diğer sesler de.
Alberto Manguel ile Gianni Guadalupi’nin hazırladığı, Hayali Yerler Sözlüğü’nü (YKY, 2005) okuyunca anladım, San Marino ve Andorra gibi ülkeler gerçekten de varmış, hayali değil, gerçekmiş. O ülkelerden insanlarla tanıştım, iletişim kurdum, ortak projeler yaptım.
ooo
Workshop devam ederken, söylenenleri dinlemediğim, içime çekildiğim sıralarda ‘küçük’ üzerine şu notları aldım:
‘Küçük’ Üzerine Düşünceler
‘To read only children’s books, treasure Only childish thoughts, throw Grown-up things away And rise from deep sorrows.’
- Osip Mandelshtam
1.
Otuzlu yaşlarımın ortalarına doğru büyümenin, bu kadar hızlı büyümenin bana ağır gelmeye başladığını farkettim (Büyük ağırdır!) ve Büyük’e olana yönelmemin ivme kaybetme noktası oldu bu, Küçük’e doğru yön değiştirdim.
2.
Ancak küçüksen büyük yaşayabilirsin, büyüdükçe hareket alanı da daralıyor...
3.
Büyüyen her şey, bölünmeye veya bozulmaya daha açık, daha savunmasız.
4.
Çocukluğum üzerinde büyük bir etki bırakan, Selma Lagerlöf’ün (Ottiliana Lovisa) ‘The Wonderful Adventure of Nils’ adlı kitabından uyarlanılan çizgi filmdeki Nils, göç eden kazların boynuna oturup dünyayı dolaşacak kadar küçü’cüktü.
5.
Dünya edebiyatına bakınca, en sevdiğim karakterlerin: Nils, Mutlu Prens, Küçük Prens ve ‘Where the Wild Things Are’ öyküsündeki Max olduğunu gördüm... Tolstoy’un çocukluğunu anlattığı kitabını ve Elias Canetti’nin otobiyokrafik üçlemesinden ilki olan ‘Kurtarılmış Dil’i de severim... Tiyatroda ise çocuk oyunlarını yetişkin oyunlarına tercih ediyorum. (Çocukken hiç çocuk oyununa götürülmediğim için belki de. Yoktu. Savaş zamanı kim çocuk oyunu sahnelemek için uğraşacaktı ki.)
6.
Tohum da küçüktür, ama akıl almaz bir büyüme potansiyeli taşır içinde. Spermazoit de öyle. Küçük bir kozalaktan, koca bir çam ağacı yetişir. Mikroskobik bir sperm hayvancığının yumurtayla birleşmesinden 80-90 yıl yaşayacak bir insan doğar... Mikrop konusuna hiç girmeyelim...
7.
En fazla yavru kedilerede, küçük kuşlarda, civcivlerde, kelebeklerde, arılarda, sakangurlarda, örümceklerde, uğurböceklerinde, karıncalarda ve bebeklerde buludum doğanın yaratıcılığının inceliğini ve kozmosun minik bir yaratıkta yoğunlaşmasını.
8.
Küçük sevimlidir! (Small is cute!)
9.
Büyük kara parçalarını büyük sorunlarıyla başbaşa bırakıp da, Küçük Ada’cığıma (Kıbrıs) geri dönünce hatırladım, küçük olanın yakınlığını, hafifliğini ve tatlılığını...
10.
Küçük ayrıntı olabilir, ama sır da, şeytan da ayrıntıda gizlidir.
11.
Küçük şeylerin en kötü tarafı, kolay kaybedilebilir veya yokedilebilir olmalarıdır.
12.
Küçük büyükten daha mı buradadır yoksa? Denizi yanımızda götüremeyiz gittiğimiz yere, ama cebimizdeki denizkabuğu gittiğimiz her yere gelebilir.
13.
‘Büyük küçükten oluşur.’ – Lao Tse
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz