SAYI 181 / EKİM- KASIM 2008

 




A PASSION FOR DISAPPEARANCE Victoria Z. Alexander
The photography of Debra Bloomfield first came to my attention four years ago in her collection of images of the Southwestern United States (2004). Her second book of images Still: Oceanscapes presents a series of 60 images of the ocean (and sky) taken from one vantage point across a span of seven years (2000-2007). The collection possesses a deeply contemplative and often painterly quality. The images are made both for the artist herself ["my photographs have always been for myself and my work sustains me"] and an audience. They record a relationship between the inner world of an artist and one fixed point in her outer world. We can share these images to the extent that we can replace her inner world with our own in relation to the sea and sky and the place where they meet. As with Rothko's later ... >>>

GERÇEKÇI TOPLUMSAL BİLİMLER İÇİN GÖRÜŞLER VE ÖNERİLER
Dr. Ulaş Başar Gezgin

Günümüzde toplumsal bilimciler arasındaki yaygın kanı, tutumyapının diğer toplumsal yapıları belirlediği biçimindeki görüşü kaba bulup reddetme. Bu çoğunluğa göre, açıklamalarını TB'ye dayandırmak, kaba marksçılık, hatta 'kazma solculuk' belirtisidir (hatta büyük toplumbilimcilerimiz, bu 'kaba insan'larla dalga geçmekten çok hoşlanırlar) ve kimlikler, tutumyapıdan daha önemlidir. Oysa, özellikle toplumbilim öğrencileri içinde ezici çoğunluğa sahip bu görüş, tam da egemen düşünyapının (ideoloji) ürünüdür. Egemen düşünyapı, tutumyapısal nedenleri önemsizmiş gibi göstererek, din, milliyet, gelenek vb. görüngüleri daha önemliymiş gibi öne sürüyor. Böylece, insanların sömürüldüklerini unutmaları isteniyor. >>>

ALL IS NOT AS IT APPEARS: THE PAINTINGS OF EDWARD HOPPER
Dr. B. Gerry Coulter
All is not as it appears in the paintings of Edward Hopper. Perhaps he worked with a perception that we do not know the "real", merely the appearances behind which it hides. The more time I spend with his works the more I see them not as the product of a "realist" painter, but rather, of a person who deeply problematized the real. Given his lack of political commitments this can also be read as a kind of indifference toward a universe which is indifferent to human existence. For Hopper painting was about recording light breaking over objects - people, streets, buildings and the land. He also mastered the painting of artifical light in his night scenes. >>>

TÜNEL: 133 YILLIK İSTANBULLUHaluk Kalafat
Karaköy'den Beyoğlu'na en kısa zamanda nasıl gidilir?
Tam 133 yıldır bu sorunun cevabı "Tünel'le"dir.
Karaköy'den Tünel'e binerseniz 90 saniyede Beyoğlu'nun Tünel Meydanı'nda olursunuz. Bindiğiniz vagon yolun tam ortasında yukarıdan kalkan diğer vagonla karşılaşır, o vagondakiler de Karaköy'e 90 saniyede varırlar; çünkü Tünel'deki vagonlar asansör sistemiyle çalışıyor. İki vagonu birbirine bağlayan halat, yukarıdan aşağıya inen vagonun diğerini çekmesini sağlıyor. İtiş gücünün geri kalanını Beyoğlu istasyonundaki motor sağlıyor. Kısacası Tünel taşımacılığı iki durak arasındaki büyük kot farkını kullanarak enerjiden tasarruf ediyor. >>>

SANATIN SIRLARI: Ezoterik Düşünceler ve İmgeleri Üzerine
Dr. Kubilay akman

İnsanoğlu, bir ayağı somut yaşamın somut mevzuları ve alanlarındayken, bir ayağıyla da gizemli topraklar üzerinde yer alır. Gündelik yaşamların yeniden-üretimi sürecine, gizemden ve sırdan azade reel yaşamlara rağmen, on binlerce yıldır süren ezoterik gelenekler, gizemli bilgiler ve söylemler bugünün modern dünyasına ulaşmıştır. Modern olan aslında ne kadar "modern"dir, moderniteye içkin başka gizemler ve "karanlık" bölgeler yok mudur, bu ayrı bir tartışmanın konusudur. Toplumsal hayat, anlam katmanları halinde tezahür eden metinler gibidir ve bizler onu durduğumuz yere, baktığımız açıya göre yorumlarız. Metin yorumlamak dendiğinde akla ilk gelen ekol ise Hermenötik (Yorumbilgisi) ekolüdür ve Gadamer'in temellendirdiği bu yaklaşım dahi etimolojik olarak bakıldığında Antik Yunanlıların Mısır'dan devraldıkları Tanrı Hermes inancına kadar uzanır. >>>

RAFAEL OLMAK Can Başkent
Carla Bruni'yi ünlü yapan evliliğinin dedikoduları çıkmadan önce tanıyanlar Carla'nın hareketli aşk yaşamını bilir. Allahın cezası Sarkozy ile evlenmeden önce, imrenilesi heyecanlarla (tamam, baba George Bush ve Donald Trump hariç) dolu aşk hayatı olan Bruni, bunu elbette de şarkılarına da yansıtmıştır. Bruni'nin poliamorik aşk hayatının, belki de en meşhur aktörleri Enthoven'lar olmuştur. Bruni, Paris'in ünlü yayınevlerinin birinde editörlük yapan meşhur entelektüel simalardan Jean-Paul Enthoven ile birlikte yaşarken Jean Paul Einthoven'ın oğluna aşık olur. Fransızca profesörü olan Raphael Einthoven ise o günlerde ünlü felsefeci Bernard-Henri Levy'nin kızı romancı/yazar Justine Levy ile evlidir. >>>

NECEFLİ MAŞRAPA YA DA OSMAN OLMUŞ ŞİİRİ BİR DE KAYITLARIMIZI İSTİYORUZ Bora Ercan
Osman Olmuş'un uzun yıllardan sonra tarafımdan beklenen (başka kim şiir kitabı basılsın diye bekler, iki adım öne!) kitabı Kuduruk Kalpler Malikanesi Ekim 2008'de Yasak Meyve Yayınları tarafından basıldı. Zeka, dil oyunları, dürüstlük, tarih, felsefe ne ararsan var Osman'ın şiirinde. Bunlardan en önemlisi de bir şiir okunduğunda Osman'ın şiiri olduğunun anlaşılması. Osman zor bir adamdır. İçince de bu zorluk n katına kadar çıkabilir. Şiirinde de söz ettiği gibi kalbini kırmadığı insan azdır. Kalp kırmayacağım diye uğraşacağına insan, şiir yazmak için uğraşsa ya! sürüyor. Kitapta, Şuppiluliuma'nın Şıpsevdaları adlı şiirin son dizesi "-nah! O unutamadığımız necefli maşrapa!" İşte, beni alıp uzak diyarlara götürecek olan sihirli sözler! >>>

KLIMANJARO'NUN ZİRVESİNE DOĞRU 'POLE POLE...' Beste Dolunay
Sabah, Tanzanya'nın üçüncü büyük şehri ve turizm merkezi olan Arusha'da, önümüzdeki bir haftalık Klimanjaro dağı tırmanışımız için tüm hazırlıkları yaptıktan sonra, Birleşmiş Milletler'in bu şehirdeki Doğu Afrika Ana Merkezi'nde gerçekleşen Rwanda ile ilgili halka açık mahkemelerini (United Nations Criminal Tribunal for Rwanda) seyretmeye gittik. Birkaç saat duruşmaları seyrettikten sonra, duyduklarımızdan çok etkilenip, Rwanda'da insanlığa karşı yapılan zulüm konusunda düşüncelere dalarak, Klimanjaro maceramız başlamadan bir gece önce dağın eteklerinde kalacağımız otele doğru yola çıktık. Ancak, otele 1 km. kala, tıka basa eşya ve yiyecek yüklü minibüsümüzün lastiği patladı! Uzunca bir süre muz ağaçları (ormanları demek daha doğru olur) arasında, çevrede sadece birkaç ev ... >>>

SİZ HİÇ İŞKENCEDE ÖLDÜNÜZ MÜ? Devrim Güven
Siz hiç işkencede öldünüz mü? Ölmediniz. Yaşıyorsunuz. Allah uzun ömür versin. Yaşamak güzeldir her türlü. "At kıçında sinek gibi" de olsa güzeldir. Dil ne büyük bir boyuncu değil mi? Bakın işkencede ölmekten söz ediyoruz. Yani işkence görüyorsunuz ve ölüyorsunuz. Bunun adı edilgen çatı dilbigisinde. Hani "cam kırıldı," gibi, kıranın önemi yok. İşte böyle, işkencede ölür insanlar bu ülkede, öldürülmezler! Kana doyamadılar. Onyıllardır kıra döke öldüre yok da edemediler; azalttılar şimdilik, korkuttular şimdilik, sindirdiler şimdilik. Zihinleri allak bullak ettiler. Ataol Behramoğlu'nun Cellat Uyandı adlı kısa şiirindeki cellat sözcüğü yerine kimin gelmesi gerektiğini siz anlarsınız: Cellat uyandı... >>>

YEDI ÖLÜMCÜL ANARŞIST GÜNAH -
4

Can Başkent







>>>



ODTÜ TARİHÇE- 2 ÇALIŞMALARI (1980 - 2000)- SEÇME YAZILAR >>>>


ODTÜ'DE DEVRİM YAZISI
Nurettin Çalışkan (Sayı 23)
68 yılıydı. ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, o heyecanı ODTÜ stadyumunda yazıya döktüler... Gece yarısından sabaha dek uğraşarak kocaman harflerle DEVRİM yazdılar stadyumun oturulacak kesimine. O gece, o dört genç insan düşlerini, özlemlerini yansıtıyorlardı .. >>>

12 EYLÜL SONRASI, ODTÜ'DE 1 MAYISLAR ..
İbrahim Akar (Sayı 103)
1980-81dönemi, ODTÜ'de hazırlık sınıfındayım. Hareketin ODTÜ sorumluluğunu üstleneli iki üç ay olmuş. ODTÜ'de örgütlülüğünü sürdüren sadece 3 hareket var. TKP, TP ve Hizip SGB olarak tanınan, TKP-B... Üçünün bir araya gelmesini sağlıyoruz ve düzenli görüşmeler yapıyoruz. >>>

ODTÜ EFSANELERİ: AKLA ZİYAN HİKAYELER Haluk Kalafat (Sayı 43)
Hazırlık'ta okurken her sabah altından kafamda bin bir hülyalı düşüncelerle “gölgesinin Ata yazdığı” metal üç bloktan geçerdim. Mimarlık binasının önündeki “heykel desen heykel değil” olarak tanımladığım (o zaman daha gençtim, heykel insan figürüydü benim için en çok da Atatürk şeklinde tezahür ederdi) ...
>>>

ÇIPLAK MODEL, GORBAÇOV, VS. Gül Büyükbay (Sayı 97)
95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti. >>>

ODTÜ’DE BAHAR
Bora Ercan (Sayı 83)
Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.
>>>

SU EYLEMİ Dilek Koçal (Sayı 79)
Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>>

ODTÜ ORYANTASYON
U Nurettin Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin...
>>>

ODTÜ'DE BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı 59)
1980 sonrası sonrası gençlik ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin ...
>>>

BEKİR HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974) (Sayı 67)
"Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>>

BAKKAL, MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler. Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını söyler. Çünkü bu
... >>>

ODTÜ TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali Pekşen (Sayı 41)
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin 1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000 adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık ki .... >>>





>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.


 
s