2003 yılında yazdığım, 'Kaza ile gelen Jenan Selçuk' adlı yazımı bitirirken: 'Bakalım ilk şiirleri taslama mı yoksa gerçekten kendini şiire adama yoluna giriş midir? Her şey onun çalışmasına, çalışkanlığına kalmış," demiştim Jenan'ın ilk kitabı 'Kaza' hakkında. Şimdi dönüp söz konusu kitaptaki şiirleri tekrar okuyunca 'taslama' sözcüğü rahatsız ediyor beni. Çünkü ilk şiirlerinden belliydi şairliği. Başka bir şiir kitabı çıkarmasa bile, 'Dönmek', 'Ameliyat' ve 'Hurma' gibi şiirleri bile kesinlikle sonraki zamanlara kalacak, adını şair olarak yaşatacak kuvvetteydi.
Belki de şiirlerinin devamının gelmesini gönülden istediğim ve onu yüreklendirmek için yukardaki o tümceyle bitirmiştim yazımı.
Ve devamı geldi!... 'Haz', matbaaya 2007'nin son haftalarında girmiş, 2008 başında kitap olarak çıkmış. İlkinden dört-beş yıl sonra ikinci kitap, belli ki 'az ama daha nitelikli' özdeyişini dikkata alarak üretiyor.
Jenan'ın yetenekli olduğu başından belliydi. Geçen zaman içinde çalıştı, kendini ve şiirini açtı, geliştirdi. Genç kuşaktan gelen, kimsenin talep etmediği boş konumları doldurmalarından dolayı (gazetede yazdığı bir sayfası veya tv'de yaptığı bir programı olduğundan) kendini şair zanneden ve hatta 'ünlü' olarak pazarlamaya çalışanlardan (şair değil, arabesk şarkı sözü yazarı bile değil onlar) biri olmadığını ilk kitabıyla kanıtlamıştı zaten.
Jenan Selçuk, (dünya çoğunluğunun varlığından habersiz olduğu) bu küçük ülkedeki devlet memuru veya emekli olmayan birkaç sanatçıdan biri. Bu memur-asker-öğretmen adasında, kolaya kaçmadığı, onlardan biri olmayı reddettiği için takdiri hakediyor. Yaşamını çeviri ve editörlük yaparak kazanmaya çalışıyor. Arada sırada babasının bahçesini suluyor. Zeytin zamanı zeytin toplanmasına yardım ediyor. Ve boş bulduğu arazilere ağaç dikiyor... Arkadaşlarıyla birlikte 'Isırgan Dergisi'ni çıkarıyor. Çevreyi koruma ve marihuanayı yasallaştırma kampanyası için çalışıyor. Çoğu zaman aylak ve avare, yani dünya edebiyatı, felsefe ve ekoloji üzerine düşünüp çalışmaya, şiiri yaşamın içinden bulup çıkarmaya zamanı var. Kısacası, sanat ile hayat arasındaki arayı kapatmış durumda.
Başkalarını bilmem ama ben beğenmediğim şeyler (şiirler, resimler, heykeller, filmler, oyunlar, v.s) hakkında zahmet edip de yazmam, beğendiğim şeyler harekete geçirir beni daha çok. Jenan'ın dostum olması değil yazmama sebep olan. Jenan'ın yanında, Rıdvan Arifoğlu, Senem Gökel, Halil Karapaşaoğlu, Emre İleri ve Osman Mekansız gibi, gençler arasından sivrilen şairlerin şiirlerini beğenerek takip ediyorum ve yeri geldikçe onlar hakkındaki düşüncelerimi söylüyor, yorumumu yapıyorum.
'Haz'dan etkilendim, onu okumaktan o kadar haz aldım ki susamam, yazmadan duramam artık.
Haz Okuma Notları:
'Kimseye söylemez çeşmelerinden deniz akar bu şehrin.'
Jenan'ın her iki şiir kitabında da deniz (su) unsuru başat durumda. Kapatan değil de açan olarak. (Yalıtkan değil, iletken.) Adanın en ilginç ve sapkın karakterlerinden biri olan Tanju'ya ithaf ettiği 'İtki' şiirinde: 'Deniz/ eskiden sendin/ sözünü dinlediğimiz..' dese de, burada antik döneme gönderme yaparak günümüz toplumunu eleştiriyor aslında... Zaman zaman dişi bir kişilik bile atfediyor denize. Şairin yüzü hep denize dönük. İçinde deniz sözcüğü geçmese bile her şiirinde sanki denize bakan bir pencere önünde yazılmış duygusu var.
'Kaza'daki bazı şiirler bulanıktı (dil, söylem ve imge yapısı olarak), 'Haz' ise daha bir duru, berrak ve tutarlı. Nesnelerin yüzeyinden özüne inme ve eğretilme yeteneği iyice ortaya çıkıyor yeni kitapta... Şiirlerin çoğu uzun, ama iki-üç sözcükten oluşan kısa dizelerle kurulmuş. Bunlar da bölümlere ayrılmış. Uzun boylu olmalarına rağmen fazlalıkları ayıklanıp atılmış, sağlamlaştırılmış.
Ölü eğretilmeler yok bu şiirlerde; biçim ve biçem olarak yeni, yenilikçi bir şiir Jenan'ınki. Tabii ki gelenekten kopuk bir yenilikçilik değil bu, gelenekle hesaplaşmasını yaptığı ve yeterli besini aldığı belli oluyor.
Çıkarsamalar, kesmeler, sıçramalarla, yer yer şiirin akışkanlığını kesiyor; aksak ritimler okurken zorluyor bizi, kendimizi şiire daha çok vermemiz için kışkırtıyor. KT Edebiyatı'ndaki bildiğimiz şiirlerden farklı bir söz dizimiyle yeni söyleyiş biçimleri yaratmaya çalışıyor.
Cinsellik, büyük ölçüde Haz'ın kaynağı. Şiirin duygusal akışının çıkarı için girmemesi gereken yerlere dahi sokuşturuluyor. 'Yasak hazlar' peşinde koşarken hep seksapel! Her şair çağını yansıtır ya, onun şiiri de çağımız gibi biraz fazla tensel ve kışkırtıcı. ('Sizi Bir Yerden...', 'Karadelik', 'Komşuculuk', 'Ağıza Alınmayacak Şiirler' v.b.g şiirlerde görüldüğü gibi.)
Mizah ve kara mizahla yüklü ironik ve sarkastik bir şiir ('74' öncesinde yaşananlardan sonra, '74' sonrası genç kuşağın ortak bir özelliği diyebiliriz.)
Epikuros felsefesinin Mağusa temsilcisi. Paganist köylü kimliği ve hedonist kentli kimliği de birleşiyor bu konuda.
'Kamu Hizmeti' şiirindeki 'Devletin deliği dardır/ kolay kolay gevşetemez/ devrimin vazelini.' dizeleri İngiliz şiirinde yaşayan şairler arasında en tuttuğum şair olan Michael Hofmann'ın 'Masque' ('The government is fucking a corpse..') şiirini çağrıştırıyor bana. Devlete karşı olmalarından başka ortak yanları olmamasına rağmen.
İlk kitaptan sonra, ikinci kitabında da baba figürü ve babanın temsil ettikleriyle meselesi bitmedi hala. ('Korkusu yok! /İlk tokadını/ üç günlükken yemiş babasından.' Veya 'Kasılır kalırım/ ne zaman çarpacak diye o taş/ hışımla fırlattığı babamın/ sekiz yaşıma...') ('Babalar babalıktan sessizce çekilmesini bilmelidir' - Ece Ayhan)
Tek/Bir şehir şairi değil Jenan. Şiirlerin altına yazdığı yer adlarına bakınca (tamassus, lisi, kantara, v.b.g) merkez değil çevre (periphery) şairi olduğunu anlıyoruz. Ve bunun ideolojik boyutunu görüyoruz hemen hemen her şiirinde.
Uç bir 'Kıbrıslılık' bilinciyle, Kıbrıslı Türkçesi'ni yoğun olarak kullanarak yazdığı, 'Çeşmenin Taşına','Nesip Hasan(Galliga)' ve 'Sayı Saymak' gibi şiirlerde hoş bir kıvam tutturmuş.
'Ansızın sıçradım/ güneşe çarptı başım!' ile 'kuyruğuna bağlayıp kayığımızın halkasını/ ahenkle/ çektik ay'ı.' gibi Mayakovskivari dizelerin arasında bir yerde buluyorum Jenan'ın şiirini neden bu kadar beğendiğimin yanıtını.
Bazı şiirler toplumu değiştirmek için, bazıları topluma karşı, bazıları ise hepten toplumdan uzaklaşmak için yazılır. 'Haz'da hepsi var. Babanın babalığından başlayarak toplum, devlet ve kurumların eleştirisine varan, yasakları takmayan, engellerin arkasından dolanan, tabu tanımaz bir koca-çocuk oyunbazlığı. Yaşam içindeki bütün kötülüklere ve olumsuzluklara karşın, 'Haz Canbazı'nın şiirle dengede kalma kararlılığı.
'Dönmeyi sürdürür gezegen hurda bir vapur gibi kapkara dumanlar bırakarak arkasında.
Soyut olanın somut tarafından yutulmaya çalışıldığı, teknolojinin insanlığı tamamen ele geçirdiği, kapitalizmin en çok çöp çıkarmaya devam ettiği günümüzde, buna karşı ayak direyen bir şiir Jenan'ınki. 'Gündelik Hayatın Ekopatolojisini' bilerek/hisssederek yazıyor. Ve eylemle de destekliyor sözünü. 'Haz'daki şiirler anlamı aşamaya çalışıyor, yer yer bunu başarıyor da... Kendine özgü bir müziği var: şiirleri okurken doğaçlama değil de notaları iyice hesaplanmış, denenmiş jazz sololarına yakın ses değerleriyle dolduğunu hissediyorum kulaklarımın. Kitabı kapatınca bile sürüyor müzik.
'Şiir dilin belini getirmektir' diyorsak, evet, hiç kuşkum yok ki kendini bütünüyle şiire adamasıyla, ikinci kitabındaki şiirlerle ve şiir zekasıyla kanıtladı ki şiirin belini getiriyor artık Jenan.
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz