İZİNSİZDEN İzinsiz Gösteri İzinsiz gösteri üç buçuk yıldır düzenli olarak çıkıyor ancak son sayımızın çıkması bu düzenliliği biraz aksattı. Belki de nadasa bırakılmamız gerekiyordu verimliliğimizin artması için. Şimdi yeni sayımızla yeniden eski üretkenliğimize dönüyoruz. Ülkemizde bugünün entellektüel yaşantısı ne yazık ki 1930’ların gerisinde. Hadi canım demeyin. Okullarımız, üniversitelerimiz ve koskoca Anadolu toprakları çoraklık içinde. Bu durumda bizim elimizden gelen bu çoraklığa ağaç dikmek ve o ağacı sabırla sulamak. >>>
UZAKLARDAN 2: ALİ RIZA ARICAN İLE ŞÖYLEŞİ İzinsiz Gösteri "Yurt dışında yaşayan her birey için dil tutunacak bir dal gibidir. Hele bir de etrafta Türkçe iletişime geçecek kişilerin olmaması kişiyi yazı ile özel bir ilişki kurmaya yönlendirir. Bir çeşit çaresizliktir yaşanan. Sonuçta insan kendi anadilinde konuşup yazarken daha çok mutlu olur, kendisini evindeymiş gibi hisseder. Ben aslında yazmaya Tayland’da başlamadım. İlk öykümü 1999 depreminden birkaç ay sonra yazmıştım. O zamanlar nasıl olduysa bir dergi öyküyü ele geçirmiş ve yayınlamıştı. Ben öykünün yayınlandığını dergi elime geçince öğrenmiştim. Öykü yazmaya pek havesim yoktu! Bol bol okurdum! Bulduğum her şeyi, özellikle felsefe, sosyoloji kitaplarını okumayı severdim. Üniversitede Matematik öğreniyor olmam da buna katkıda ..." >>>
TÜRKİYE SANAT ORTAMININ SORUNLARI VE ELEŞTİREL ÇÖZÜMLER Dr. Kubilay Akman Gençsanat’ın 151. sayısında Sn. Doğan Paksoy “Sanat Dünyamızın Olanakları ve Açmazları” başlığı altında, Türkiye’deki sanat ortamına eleştirel bir gözle neşter attı ve çok kritik bazı önerilerde bulundu. Sn. Paksoy’un yazısını hatırlayacak olursak, sanatçıların, galericilerin, eleştirmenlerin, yayınların ve en önemlisi de sanat izleyicimizin katkısıyla sanat dünyasının her geçen gün daha çok evrensel ölçülere göre geliştiğini kaydederken; gelişimin önünde engel teşkil eden, üretkenlikten çok tüketiciliği, haksız ve temelsiz eleştirileri tercih eden bazı çevre ve kişilerin varlığını da herhangi bir polemiğe girmeden işaret ediyordu. Sn. Paksoy’un bu yazısı ve ortaya attığı fikirler beni, başka bir yazı yazarak tartışmayı eleştirel ve yapıcı bir düzeyde sürdürmeye motive etti. >>>
MATEMATİK VE "CRANK"LAR- II Nurettin Çalışkan Çemberi kare yapmak bir matematikçiyi ikna etmekten daha kolaydır.” der 1806- 1871 yılları arasında yaşamış olan İngiltere doğumlu Hindistanlı matematikçi Augustus De Morgan. Bu sözdeki vurgu her ne kadar matematikçilerin iknalarının zorluğu olsa da vurgunun şiddeti çemberden kare elde edilemeyeceğindedir. Crank, isim olarak dirsek, kol, manivela ve fiil olarak ta çevirme, döndürme, kurma şeklinde Türkçede karşılığını bulan bir terimdir. Argoda kullanıldığı biçimi ile de, “Crank” terimi “acayip fikirleri olan kişi” olarak dilimize çevrilebilir. Cranklar, bir anlamda, Pi sayısının ondalık sayı halinde yazılabileceğini yani veriler bir kareden çember elde edilebileceğini düşünen insanlardır. >>>
ÖLMENİN ANARŞİST AHLAKI Can
Başkent Bu makale ölme konusundaki kimi önermeleri anarşist ahlak çerçevesinde inceleyecek. Makalenin kapsamını çok genişletmemek adına, öldürme edimini göz ardı edecek, sadece ölme ediminin kendisine, intihar ya da yardımlı intihar, eğileceğiz. Bu minvalde, eceliyle ölme halini de bu yazıda göz ardı edeceğiz. Diğer bir deyişle, bu makalede, anarşist ahlakın "iradi ölme hallerinde"nasıl bir konum alacağını inceleyeceğiz. Makalenin arkasındaki politik motivasyonlar ise, günümüzde bireyci anarşizmin etkisinin artması ve benzer şekilde de, utiliteryancı ahlakın da postliberal yahut anarkokapitalist ..." >>>
YAZARIN GEZGİNLİĞİ GEZGİNİN YAZARLIĞI YA DA GEZİ EDEBİYATI NEDİR? Bora Ercan En son çıktığım uzun yolculukta, bir süredir üzerinde kafa yorduğum ve okumalarla deştiğim bir konu olan gezi yazısı ya da gezi edebiyatı hakkında düşündüm . Özellikle “neden yollardayım ve neden yazıyorum” sorularıyla kendimi yazmaya kışkırttım sıklıkla.Yolculuğum pek de planlı programlı değildi. Yaşantım ve yolculuklarım hep planlarım dışında geliştiği için kendimi yollara bırakmaktan başka çarem yoktu. Aslolan varılacak yer değil de yolda olma haliydi. Yolculuğun başında içimdeki pusula durmadan dönüyordu. Rotamı belirleyen temel unsur ise yukarıda yer alan sorulardı...>>>
DALGALONYA
MASALLARI (1) Zelda Capulet Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer deve, pireler pire iken, ben hayatın beşiğini, hayat benim beşiğimi sallar iken Dalgalonya adlı bir kara parçasında bayrağı kapıp sokağa çıkmak, bayrağı kapıp balkona asmak bir alışkanlığa dönüşmüştü. Alışkanlıktan öte bir reflekse... Bu toprak parçasının konumladığı “küresel küre”de, kendilerine psikolog diyen şahıslar tarafından, bir organizmanın tepkisine yol açan içsel veya dışsal etki uyaran olarak adlandırılıyordu. Bayrak vak’asını da bununla açıklanması kısmen mümkün görünmekle birlikte, henüz bu enteresan kara parçasının müstesna akademik camiası, eldeki kayıtlara göre, bu çerçevede çalışmalar yapmaya başlamamıştı. >>>
RÖPORTAJ: İSPANYA VİCDANİ RET HAREKETİ Can
Başkent(Çeviri: Zeynep Sarıaslan) "MOC’un tarihi aslında Franco’nun ölümünün öncesine, şiddet karşıtı Hıristiyan aktivistlerle ile anarşist aktivistlerin antifaşist mücadelede buluştuğu zamana dek uzanıyor. Her şey, Pepe Benuza’nın çökmekte olan bir diktatörlükle yönetilen bir ülkede askerlik hizmetini reddetmek için askeri eğitim almasıyla başladı. Hapishanedeki üçüncü yılında, 70'lerin ortasında gelişip tüm ülkeye yayılan ve tüm vicdani retçi grupları bir araya getirmeyi başaran bir antimilitarist ve şiddet karşıtı hareket başlattı. İlk senelerde, vicdani redde ilişkin yasal bir düzenleme olmadığından sivil itaatsizlik stratejisiyle, karşılaştığımız zorlukların üstesinden gelebilme olanağımız vardı ..." >>>
ÇIPLAK
MODEL, GORBAÇOV, VS.Gül
Büyükbay (Sayı 97) 95'in bahar aylarıydı. Üçlü Anfinin altındaki
resim atölyesine ilk kez çıplak model gelecekti, aramızda para toplayıp
Gazi Üniversitesinde bu işi yapan insanları davet ediyorduk. Bu
biz seçmeli resim öğrencileri için önemli bir gündü, ama bir yandan
da Gorbaçov’ un spor salonunda konusma yapacağı ilan edilmişti.
>>>
ODTÜ’DE
BAHAR Bora
Ercan(Sayı 83) Bahar dönemi eylemlerle açılırdı. Gerek üniversite
harçları gerekse servis sorunu gibi nedenler ilk eylemlerin odağını
oluştururdu. Sonrasında 16 Mart Katliamı, Nevruz, Kızıldere katliamının
yıldönümünde de bazen kitlesel bazen nokta eylemler yapılırdı. Bu
eylemler baharın getirdiği coşkuyla 1 Mayıs’a hazırlık gibiydi.>>>
SU
EYLEMİ Dilek
Koçal(Sayı 79) Evde eskileri karıştırırken, ODTÜ
günlerinden kalma birkaç yazı/bildiri karşıma çıktı. İşte aşağıdaki
bildiri de onlardan biri. Ne yazan arkadaşıma ulaşabildim, ne de
şu an hala görüştüğüm ODTÜ'lülerden eylemin olduğu gün yurtlar bölgesinde
olan ya da eylemi hatırlayan birini bulabildim. >>> ODTÜ
ORYANTASYONU
Nurettin
Çalışkan (Sayı 47)
Eskişehir yolu üzerinden ODTÜ’ye girişte, sağ tarafta devasa bir
heykel bulunur. Bilim ağacı olarak adlandırılan heykel önceleri
kampus içinde ağaçların arasında görünmez bir yerde iken, 90’lı
yıllarda şimdiki yerine konulmuştur. Sol tarafta ise kocaman kahverengi
taşlarla örülmüş bir duvardan set ve bu setin... >>> ODTÜ'DE
BAĞIMSIZ ÖĞRENCİ HAREKETLERİ Bora Ercan (Sayı
59) 1980 sonrası sonrası gençlik
ve öğrenci örgütlenmesi giderek artan baskılar nedeniyle büyük zorluklar
altında yapılmıştır. Oluşumların yasal olması dahi polis baskı(n)larını
engellemiyordu, değil yönetici olmak derneğin bir üyesi olmak bile
neredeyse bir cesaret işiydi. Her ne kadar Türkiye'nin diğer üniversitelerin
...>>> BEKİR
HARPUTLU İLE BİR KONUŞMA (1974)
(Sayı 67) "Amacımız çok yönlü. Önce ODTÜ'lü öğrencilerin Türk
yurdunu, Türk halkını, onun sorunlarını, kaygı ve korkularını, yaşayış
biçimini öğrenmesi, Türk halkını işlerin başında, çiftini sürerken
ya da madenine girerken gidip görmesi, sözün kısası Türkiye'de üretimde
çalışanların çilesini bilmesi, tanımasıdır. >>> BAKKAL,
MUHTAR VE BALGAT'TA BİR AMERİKA'LI Ayhan
Ayteş
(Sayı 53)
Tosun B. 1950'lerin Balgat'ına ilişkin gözlemlerini aktardığı araştırmasının
ilk gününde muhtara köyün en yoksuluyla konuşmak istediğini söyler.
Muhtar ona isterse çobanla görüşebileceğini ancak çobanla yapacağı
bu görüşmeyi Tosun B. ye tahsis edilen odada yapmasının mümkün olmadığını
söyler. Çünkü bu ...
>>>
ODTÜ
TARİHÇE ÇALIŞMASINA YÖNELİK BİR ÇAĞRI Ali
Pekşen (Sayı 41) Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin
1980-2000 yılları arsındaki dönemini, kişisel yaşantılardan ve deneyimlerden
yola çıkarak anlatmaya çalışan, bir tür öznel tarih yazma çabası
olarak nitelenebilecek ODTÜ TARİHÇE: 1980-2000
adlı kitap çalışması, ilgili kamuoyuna duyurulduğundan beri ne yazık
ki .... >>>
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz.