“Bayrak namus, bayrak şeref, bayrak şan,
Yâ Rab bu soysuzlara biraz izan ver izân,
Mehmetler bayrağı korur sınırlar taa fizan,
Bayrağımın kırmızısı şehidimin kanıdır kan...”
Yusuf Önder Bahçeci
“Milletimizin bu hassasiyeti devam ettiği müddetçe hainler asla emellerine ulaşamayacaktır. Tekrar Ulusumuzun başı sağolsun.
Hainler unutmasın! HER “DALGALONYALI” ASKER DOĞAR.”
Şartlı reflekse sahip bir kamu çalışanının çalıştığı kurumun e-mail listesine ilettiği mesaj
Acaba, Kristo Colombus , gemisine atlayıp, uzak diyarları keşfetmeye çıktığında, asmak zorunda kaldığı bayrağın başka bir versiyonunun, “küreselleşmiş küre”nin küçük bir kara parçasında, her uyaran geldiğinde, bir refleksle pencerelerden, balkonlardan ve hatta çamaşır iplerinden sallandırılacağını bilebilir miydi? Bilemezdi tabii. Çünkü onun, ülkesinin bayrağını asmasının tek bir nedeni vardı: uzak sularda yüzerken gemisinin hangi ülkeye ait olduğunu göstermek...
İşte bu masal, neredeyse her uyaranla, bayrağını kapıp, sokaklara çıkan insanların yaşadığı kara parçasını, Dalgalonya’yı anlatır...
"Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer deve, pireler pire iken, ben hayatın beşiğini, hayat benim beşiğimi sallar iken Dalgalonya adlı bir kara parçasında bayrağı kapıp sokağa çıkmak, bayrağı kapıp balkona asmak bir alışkanlığa dönüşmüştü. Alışkanlıktan öte bir reflekse...
Bu toprak parçasının konumladığı “küresel küre”de, kendilerine psikolog diyen şahıslar tarafından, bir organizmanın tepkisine yol açan içsel veya dışsal etki uyaran olarak adlandırılıyordu. Bayrak vak’asını da bununla açıklanması kısmen mümkün görünmekle birlikte, henüz bu enteresan kara parçasının müstesna akademik camiası, eldeki kayıtlara göre, bu çerçevede çalışmalar yapmaya başlamamıştı. Ancak camianın, konuya duyarsız kalamayacağı ve bizzat halkın içinden, diğer deyişle kendi küllerinden, bu hassasiyeti çıkaracağı gün gibi ortadaydı. Psikologlar denen camianın, davranışçı teorisyenleri “organizmayı, çevreye karşı tepki verme yeteneği gösteren bir kalıtımsal donanım ve çevreyi de bir uyaranlar kümesi" olarak görüyordu. Bu durumda, bayrağı kapıp çıkanlar, kalıtımsal donanımlarında, elbette namus, şan, şeref vb genetik kodlar taşıyorlardı. İşte tam da bu noktada, zurnanın, pardon düzeltiyorum, meselenin “pırt” dediği nokta bulunmaktaydı.
İşte efendim, şimdilik “ismi lazım olmayan” bu
uyaranlara karşı, Dalgalonya’nın pek duyarlı halkı, gün geçmiyordu
ki yeni ve “innovatif” bir eylemle karşılaşmasın.
Dalgalonya’yı, “idare etmeye” aday “bir takım” epey bir gol farkıyla önde ve uygun adım marş modunda gelirken ve bir de bunun üstüne maçın son saniyeleri oynanıyorken, kara parçasının, şan, şeref ve namus, kodlarıyla donanmış pek duyarlı halkı, en üst düzey memurundan, ev kadınına, bebesinden ve doksanında yaşlısına kadar yayılan geniş bir katılım ve duyarlılıkla, ellerine bayraklarını alarak, kendilerini meydanlara atmışlar, balkonlarından, salkım salkım bayrakları sallandırmışlardı ve fakat tam da bu esnada bir acayip olay da meydanlarda pek çok kişinin gözünden kaçarak yaşanmıştı. Kara parçasının, sadece küçük bir kesiminin sevdiği müzik grubu Bulutsuz Gökyüzü, bu “kana”, pardon düzeltiyorum, kırmızıya boyanmış meydanlarda, “ acil demokrasi” adlı, şarkılarını söyleyerek, bir acayip olayı da gerçekleştirmiş ve çivinin ne biçim yerinden çıktığını “bizzat yaparak” göstermişti.
Meydanlarda Dalgalonya’yı bırakmayacaklarını, sonuna kadar teslim olmayacaklarını söyleyen ve ne kadar “duyarlı” olduklarını gösteren bu toprakdaşların tavrı bir kısım medyada, toplumsal duyarlılığın ve eylemliliğin yeniden doğduğu şeklinde yorumlanarak, ironi tarihinin satırlarına kazınmıştı.
Günler günler geçmiş, bu duyarlı toprakdaşlar
grubu, neden meydanlara çıktığını tam da unutmuş, yeni hayata
kaldıkları yerden devam ederek uyum sağlamışken, kara parçasının,
gözden ve gönülden ırak, acı yüklü topraklarında patlayan bir
bombayla, silkelenmişlerdi. Ancak silkelenenler sadece onlar değildi
elbette...Tüm kara parçası sathına dalga dalga yayılmakta olan
bir duyarlılıktı söz konusu olan.... Bu sefer bayrağı kapıp meydanlara
çıkanlar, kara parçasının bir diğer kesimiyken, daha önce meydanlarda
olan grup, daha “seçkinci” bir tavırla balkonlarından ve pencerelerinden,
bayraklarını sallandırmayı tercih etmişler ve hatta bir gün sadece
siyahlar giyerek olayları protesto etmişlerdi. Elbette iç huzur
ve kara parçasına karşı görevlerini yapmanın gururu ve gerekliliği
neticesinde, pamuk eller cebe olayı gündeme gelmiş ve bu kara
parçasının pek müstesna bir vakfına destek olun çağrıları başlamıştı.
Tam da bu noktada, bu kara parçasının sanal aleminde, kırmızıya
boyanmış, bayraklarla döşenmiş, power point sunumlar dönüp durmaya
başlamış ve her kara parçalı gururla dolmuştu. Ne kadar büyük,
ne kadar şanlı ve şerefli bir tarihine sahip oldukları gerçeğini,
yüreklerinde hissedip mes’ut ve bahtiyar olmuşlardı.
Bu arada, ülkenin bayrak üreticileri ihya olmuş ve bayrak karaborsaya düşmüştü. Tezgahı kapıp, sokağa çıkan korsan bayrakçıların yanı sıra, Çorumya dolaylarından zuhur eden bir bayrak mafyası da tespit edilmiş olmakla birlikte her şey kara parçamız için deyip, bu durum sineye çekilmişti.
Bu durumda, bayrak uğruna milli “innovasyon” yapmak, zorunlu bir hal almıştı. Bu nedenle, AR-YE teşviklerinin kapsamı hızla genişletilmiş ve teşvik kanunu tarihinde görülmemiş bir aciliyet ile kara parçasının en “resmi” gazetesinde yayınlanmıştı. Dalgalonya’nın sürdürülebilir kalkınması için bu innovasyonların yapılması, halkın içindeki genetik kodların mutasyona uğramaması ve üretilen bayrak kalitesinin teminatı için elzem bir hal almıştı.
Ve elbette bir sonuç olarak da, bir kısım medya, daha önceki günlerde, basılı yayınlarının en müstesna köşelerini, küresel kürenin, çıtır kızlarına ayırırken, bu dalga dalga yayılan duyarlılığa dayanamayarak ve hatta bu duyarlılığı pekiştirmek amacıyla, kaslı, güçlü ve elbette kahraman ve yakışıklı Dalgalonya gençlerine ayırmaya başlamıştı.
Herşey kara parçası Dalgalonya içindi..."
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz