Devlet, vatandaşların farklı kimlikleri olduğunu
kabul etmelidir. Barış ve kardeşlik bu yolla sağlanır.
Gerçek demokrasilerde vatandaşlar etnik kimliklerini
gizlemek zorunda kalmadan eşit olarak yaşar. Ne yazık ki Türkiye’de
bugün milyonlarca vatandaşımız anadillerini ve kültürlerini geliştirme
hakkından mahrumdur.
Gerçek laik düzende din ve mezhep farkları vatandaşların
eşitliğini hiçbir şekilde etkilemez. Ne yazık ki Türkiye’de gayri
Müslim vatandaşlarımız yabancı veya misafir muamelesi görmektedir.
Alevi kimliği dışlanmaktadır. Türkiye gerçek anlamda laik değildir.
Çağdaş demokrasilerde kadınlar, karar organlarına
eşit oranda katılırlar; erkek eline bakmazlar.
Eşcinsellere ayrımcılık yapılmaz; travestiler
kamu yaşamından dışlanmaz.
HEPİMİZ HEPİMİZ İÇİN
Türkiye’de farklı diller konuşan, farklı dinlere,
farklı mezheplere, farklı kültürlere mensup insanlar yaşar. Gerçek
demokrasiler onların bir arada yaşamasına imkân sağlar.
Ne kendi vatandaşımızla çatışmak ne de başka
ülkelerle savaşmak istiyoruz!
Vatandaşları birbirine düşman eden zihniyeti reddediyoruz.
Dışlanmış ve ezilmiş toplumsal kesimleri bu durumdan
kurtarmak için daha fazla hak ve imkân sağlanmalıdır.
Türk Kürt’ü, Kürt Ermeni’yi, Ermeni Roman’ı, Roman Çerkes’i, Çerkes
Alevi’yi, Alevi işsizi, işsiz eşcinseli savunacak. Hedef budur!
GERÇEK EŞİTLİĞİN SESİ
“Eziliyorum, dışlanıyorum, susturuldum,” diyen
herkesin; hukuk, adalet, demokrasi bekleyenlerin, özgür birey
olarak yaşamak isteyenlerin sesini Meclis’e Baskın Oran taşıyacak.
Çıkar gruplarına değil mantığa, vicdana ve size
bağlı bir milletvekili olarak sesinizi Meclis’te duyuracak.
Sokakta çalışan çocuklar, Güneydoğu’da boşaltılan
köylerden göç eden Kürt ailelerinin yoksulluğunu ve mağduriyetini
yüzümüze çarpıyor. Hiçbir sosyal güvence olmadan yerlerinden edilmiş
insanların acılarına devlet yıllardır duyarsız kaldı. Bir an önce
bu durum düzeltilmelidir.
Kuzey Irak’a, ABD ve oradaki Kürtlerin desteğiyle
27 defa operasyon yapıldı; bir sonuç alınamadı. 27 yıldır Güneydoğu’da
şiddet ve çatışma hüküm sürüyor. Bu sorun, askeri yöntemlerle
ve özgürlükleri kısıtlayarak çözülemez. Sivil ve barışçı bir yaklaşım
gereklidir.
İnsan onurunu koruyan, sosyal ve siyasi hakları
güçlendiren hamlelere ihtiyaç var. Şiddet ve terör ortamı böyle
engellenir.
Yerel yönetimler düzeyinde çok dillilik ve kültürel
hakların tanınması Kürt vatandaşlarımız için temel önemdedir.
Birbirimizin acılarını ve kaygılarını anlamalıyız.
Silah, tehdit ve şiddetle sorunların çözülemeyeceği acıdeneyimlerimizle
anlaşılmıştır.
SİVİL ANAYASA LAZIM!
Siyasi krizlerden ve darbe tehditlerinden kurtulamıyoruz.
Bunun temel nedeni, 12 Eylül Anayasası ve onun belirlediği hukuki
çerçeve.
12 Eylül Anayasası topluma güvensizliği yansıtıyor.
Yurttaşı değil, devleti koruyor. Askeri vesayeti pekiştiriyor.
% 10 seçim barajıyla temsilde adaleti engelliyor. Yargı ve üniversite
özerkliğine imkân vermiyor.
Bu Anayasa, siyasal yaşamın üzerine giydirilmiş
bir deli gömleğidir.
Cumhuriyet, insan hakları ve demokrasiyi geliştirerek güçlenir;
vatandaşa baskıyı geliştirerek değil! İnsan hakları, çağdaş yaşamın
en temel göstergesidir.
Ne yazık ki, ülkemizde insan hakları ağır biçimde
ihlal ediliyor. Toplumsal mutabakatla hazırlanacak yeni, sivil,
demokratik bir anayasaya acilen ihtiyacımız var. Darbe anayasası
değil, sivil anayasa!
Baskın Oran, Meclis’te hukuk devletini, demokrasiyi ve insan haklarını
savunacak.
ABD EMPERYALİZMİNE HAYIR!
Bush yönetimi dünyanın başına beladır. ABD’nin
komşularımıza müdahale etmesini kabul edemeyiz.
Terörü engellemek için Ortadoğu’da barışa; barış
için Filistin devletinin gerçekten kurulmasına ihtiyaç var.
Dünyadaki adaletsizliğe karşı barıştan ve demokrasiden
yana olan sivil hareketler direniyor.
Irak’a işgal kararını reddeden TBMM, bu çizgisini
devam ettirmelidir.
EKONOMİ BÜYÜYOR AMA SORUNLARIMIZ DA BÜYÜYOR
Bu büyüme insan dostu değil!
Yoksulluk azalmıyor
- Çalışıp çabalayıp yoksul kalanlar artıyor.
- Nüfusun % 26’sı göreli yoksulluk sınırı altında.
- Çocuklarımızı % 34’ü yoksul aile çocukları.
- Kendi hesabına çalışan kadınların % 32’si yoksul.
Bu büyüme emek dostu değil!
Sendikalar öcü sayılıyor; taşeronlar marifetiyle
çalışanların sosyal hakları yok ediliyor. Emekçi, emekçinin rakibi
kılınıyor. İşçi işçinin kurdu yapılmak isteniyor.
Üniversite mezunu, işsiz; işçi, sendikasız; çalışan sigortasız;
köylü, çaresiz.
Bu mudur ekonomik büyüme?
BU BÜYÜME ÇEVRE DOSTU DEĞİL
- Sera gazı emisyonunun en hızlı arttığı ülkeyiz.
- Göllerimiz kuruyor.
- İklim değişikliği dünyada belki milyarlarca insanı, birçok canlı
türünü yok edecek.
- Bu felaketler en başta yoksulları etkileyecek.
- Bir an önce enerji tasarrufuna yönelik önlemler almalıyız; enerji
verimliliğini sağlamalıyız, yenilenebilir enerji kaynaklarını
değerlendirmeliyiz.
- Susuzluk İstanbul’da hayatı tehdit ediyor.
- Depreme karşı kapsamlı tedbir alınmıyor. Yüz binlerce İstanbullunun
hayatı tehlikede.
Bu Büyüme Kültür Dostu da Değil
İstanbul ile ilgili kentsel projeler, yaşayanların
hayatlarını kolaylaştırmaya yaramıyor; kâr ve rant hırsına peşkeş
çekiliyor. Kentimizin simge yapıları gökdelen ve çarşı projelerine
kurban ediliyor. Kültürle ilgili kamu kurumları çalışmaz hale
getirildi.
Baskın Oran, İstanbul’da yoğunlaşan bu sorunların
takipçisi olacak.
HER ŞEY SATILIK!
Kentimiz satılıyor! İstanbul, “kentsel proje”
adı altında talan edilip dev bir alışveriş merkezine dönüştürülüyor.
Çocuklarımız satılıyor! Yarış atı haline getirilen çocuklarımız
okuyabilmek için dershaneleri besliyor; aileler özel okullara
milyarlar akıtıyor.
Sağlığımız satılıyor! Kamu sağlık kurumları çökertildi. Sağlık,
bir insan hakkı değil, alınıp satılır bir piyasa malı haline getirildi.
Kontrolsüzce çoğalan özel hastaneler, birer para kapma yuvası
haline dönüşüyor.
Baskın Oran, ekonominin amacının paraya, borsaya
ve IMF’ye değil, insana hizmet olduğunu Meclis’te savunacak.
BİREY’E DOKUNULMAZ!
Kamu görevlisinin kılık kıyafeti devletin kurallarına
bağlıdır. Vatandaş bu kuralların dışındadır!
Kamu hizmeti alan ve kamu hizmeti veren ayrımını
herkesin anlaması lazım!
Türban takan üniversite öğrencisi hizmet alan
kişidir; eğitim hakkı engellenemez!
Üniversite öğretim üyesi türban takamaz, öğrencisi
takabilir.
İnsan’ın üzerinde devletin ve cemaatin
tahakkümü kabul edilemez.
>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan
ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz