SAYI 139 / MAYIS 2007

 

ARTIK “YAŞAMAK BUDUR”. BİR “GARİP” TİR.




Mustafa Ercan ZIRH*
[email protected]


 

Sony, Playstation 3 (PS3) oyun konsol’u (Game Console) için başlattığı “Yaşamak budur” (This is living) adlı kampanyasının, Amerika ve Japonya’dan farklı olarak, Kuzey Avrupa’ya yönelik olan ve TBWA Londra tarafından hazırlanıp, yönetmenliğini Dante Ariola’ın yaptığı reklam filmini yakın bir tarihte yayınlamaya başladı. Reklam filmi her ne kadar Kuzey Avrupaya yönelik olsa da tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de de büyük ilgi uyandırdı. Türkiye’de özellikle ilgi çekmesinin önemli nedenlerinden biri, haklı olarak, reklam filmine müzik olarak Moğollar grubunun 1970’te seslendirdiği “Garip Çoban” parçasının seçilmiş olmasıdır. Her nekadar Türkiye’de tartışmanın odak noktası, son derece sevindirici olan, dünya çapındaki bir reklam kampanyasında Türkçe bir şarkının kullanılması olsa da reklam filmi kurduğu, ve Türk reklam sektöründe bizim pek alışık olmadığımız, istiareler (metaphor) ile bundan fazlasını tartışıyor.

Uzun sürümü 5 dakika 47 saniye olan film etrafı ısız, gözden ırak, başka bir anlamıyla güvenli (Safety) bir otel görüntüsüyle başlar. İstediğiniz zaman girebildiğiniz, istediğiniz zaman çıkabildiğiniz bu otel’i oyun konsoluna benzetmek çok yerinde olacaktır. Hemen sonraki sahnede otel’in yönetiminden de sorumlu olduğunu sandığımız resepsiyonisti, işletim sistemi (Operating System), dünya üzerinde birçok farklı yaşamın, gerçekliğin (Reality) olduğuna dair bir giriş konuşmasıyla beraber, otel içindeki oyunları yüklemeye (Loading) başlıyor. Deyim yerinde ise, açılış ekranı (Openning Screen) ile bizi karşılıyor. Ardından İspanyolca konuşan bir çiftin, bir çift oyuncunun (Player), resepsiyonisti selamlayarak, otele giriş yaptığına şait oluyoruz. Yeni konuklar/oyuncular otelin çevresine (Environment) şöyle bir göz atarlar ve kalmaya karar verirler. Resepsiyonistin “Yaşamak budur” demesiyle hem Moğollar’ın “Garip Çoban” şarkısı hem de oyun başlar. Oteldeki tüm konukların, adeta uyuştucu almışcasına (Drug Experience), akıl almaz bir çoşku ve neşeyle kendilerini kaptırdıkları, Playstation oyunlarından sahnelere benzeyen, farklı farklı sanrıları, resepsiyonistin de şaşkınlığını paylaşarak, izlemeye başlarız. Nitekim absürd gelebilecek bu taşkın davranışlar aynen Playstation başında bizim oyun oynayan hallerimizden farksızdır. Filmin sonunda tüm konuklar otelin havuzunda (Pool / Hub / Network / Internet) buluşarak, havayi fişeklerle, çoşkularını çok kullanıcılı (Multi-Player) bir oyuna çevirerek kutlarlar.

Olumsuz eleştirilerin aksine, “Garip Çoban” şarkısı, sözleri dolayısı ile, tüm bu oyun ve siber kültürüne (Gaming, Cyber Culture) göndermeleri güçlendiren dahihane bir seçimdir. Sözlerdeki, eldeki kırık saz, oyun kumandasını (GamePad); gece gündüz gezilen dağlar, 7/24 oyun oynamaya kaptırılan sanal alemi (Virtual Space); özlenen yar, gerçekliği (Reality); kurt, kuş, oyunu; ağlayıp içini dökme, kendi kendine tatmini (Masturbation) temsil etmektedir. “Garip Çoban” ise varsayılan gerçekliğe yabancılaşan bu yeni yaşam anlayışının ve oyuncusunun birebir kendisidir.

Filmin sonunda, “Yaşamak budur!” sloganı, tüm bu oyun kültürünün, yeni olmamakla beraber, çağdaş sürümünün (Version) artık varsaydığımız gerçekliğin yerini aldığının altını çizerek, resepsiyonistimiz tarafanından yinelenir. Bu yineleyiş, Plato’nun “İdealar Dünyası”’ından, yakın zamanda kaybettiğimiz çağımızın önemli düşünürü, Jean Baudrillard’in Simulakra’sına, Aldous Huxley’in Doors of Perception’ından, David Cronenberg’ın eXistenZ’ına kadar, felsefe ve sinema disiplinlerinden birçok esere ve düşünceye doğrudan referanstır. Özetle, kopyası gerçeğin yerini almaya başlamış ve hatta almıştır. Bu sürecin eğrisi, doğrusu, getirisi, götürüsü buraya sığamayacak ayrı bir tartışmadır. Reklam filmi de bu anlamda özendirici yada kötüleyici kesin bir hüküm belirtmemekte, var olan tartışmayı mümkün olan açıklığıyla ortaya sermeye çalışarak yerinde bir tutum göstermektedir.

Film, kurduğu  tüm referansların güçlülüğüne bakıldığında başından sonuna her ayrıntısı ince ve zekice tasarlanmış olduğu şüphe götürmezdir. Öte yandan bir reklam olarakta, tüm görevlerini eksiksiz yerine getirmekte, ürünün yeni ve gelişmiş özelliklerini, çağdaş düşüncelerden beslenerek, entellektüel mecazlarla süsleyerek anlatmaktadır. Var olan durumu “Marka, ürün imajı zedelenir mi?” gibi artık ilkel sayılabilicek kaygılar güdmeden ortaya koyabilmektedir. Bu kadar teferruatlı, köklü göndermeler yapabilen reklamlar, tüm tartışmasını bir takım parodik durumlar, milli hassasiyetler, literal benzeşmeler üzerine kuran ülkemizdeki, sığ sayılabilicek reklamcılık anlayışına uzak olsa da temennim “Yaşamak budur” gibi kampanyaları kanallarımızda daha sık görebilmek doğrultusundadır.

Reklam filmini henüz izlememiş olanlar aşağıda izleyebilir, http://www.thisisliving.tv/ internet adresinden kampanyayı takip edebilir ve hatta bu sanal otelde küçük bir geziye çıkabilir. Ek olarak, Avrupa, Amerika ve Japonya için ayrı filmler arasındaki farklılıkların, ülkelerin felsefe ve sinema kültürleri göz önünde bulundurulduğunda, yerinde olduğunu kanaat getirebiliriz. Diğer filmler de görülmeye, aynı çerçevede, ayrı ayrı tartışmaya değerdir kesinlikle.

26.04.2007

 

 

 

*İstanbul Bilgi Üniversitesi
Görsel İletişim Tasarımı Bölümü
3. Sınıf Öğrencisi

 

 

 

 



>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz