SAYI 139 / MAYIS 2007

 

MİLLİYETÇİLİK, ŞOVENİZM VE FAŞİZM




Arif Murat
[email protected]


Osman Bostan’ın anısına

 

                                                                      

Radyodan birinci ses gelir.

’Eğer bir avuç azınlık, çoğunluğun sırtından geçiniyorsa, zenginliğini çoğunluğun sırtından çoğaltıyorsa, egemenliğini sürdürmek ve kurulu düzenini korumak için iktidarı elinde tutmak zorundadır. İktidarı elinde tutmak zorunda olan küresel sermayedir. Bu küresel sermaye iktidarının en son, en gerici yapılanması ve siyasi iktidar biçimi faşizmdir.’

Ülkemizde de ‘dilde birlik, toprak bütünlüğü, ekonomik yaşam birliği, ve ortak kültür’ olarak beliren ve bağımsızlık bildirisiyle ‘muassır devletler seviyesine’ erişmek isteyen ulus devlet anlayışı yükselen kapitalizm çağının bir tarihi kategorisidir. Endüstriyel iş bölümünün ortaya çıkması, belirli bir plana dayanan iş organizasyonu, burjuva görüşü temelinde akılcılık ve bilimcilikle yeniden kurulmuştu. Ortak bir dil birliği çerçevesinde, üretimin arttırılarak pazarın sınırsızca genişletilmesi, meta satışı için geniş ticaret ağlarının –değişimin-  kurulması, toplumsal üretimin burjuva mülkiyetçiliğine dönüştürülmesi burjuva ekonomik görüşünün kabaca genel yapısıydı. Ve ilerleyen süreçte ulus-devletler burjuva sınıfı egemenliğinde, tarih sahnesinde emperyal devletler yani kapitalist ekonomi biçiminin somutlaştırılmış pazarları olmuşlardı.

 ‘ Modern dünya halkları (ulus devletler) her zaman mevcut değildiler Bu halklar yaratıldılar. Ve  yaratılırken, potansiyel başka halklar ezilip parçalandılar, kırılıp döküldü ve batırıldılar.Çoğu durumda bir halkı yaratma da tek ve en güçlü kuvvet bir devletin tesisi idi.’
Immanuel Wallerstein / Jeo Politik ve Jeo Kültür

Ülkemizde İsmet Paşa’nın formülasyonuyla ‘Türklük inşa edilmesi gereken bir bilinçti ve her devletin bir milleti vardır’ şiarı, bu tarihsel kategori de milletin devlet eliyle yapıldığını söylüyordu. 1930’da Mimar Sinan’ın mezarını açıp, kafatası ölçümü yaptılar. 1932’de Yusuf Akçura başkanlığında, 1. dil tarih kongresinde kürsüye bir köylü ailesi çıkarıp, masaya da kafatasını koyarak,’ işte Türk ırkı bu temeller üstünde yükselecektir’ denilmişti. Egemen olan, faşizmin cenderesinde, feodal parçalanmışlıktan çıkamamış Türk köylüsünün kafatasçılarıydı. Şüphesiz bu konuyla ilgili sayısız örnek, tarihi birikimimizde mevcuttur.

Günümüzde şoven miliyetçiliğin arkasına saklandığı düşman, küresel sermaye diktatörlüğünün dayattığı, hesaplıca, programlanmış sınırsız sömürüdür. Amerikan faşizmi, globalizmin cenderesinde dünyadaki bütün şoven milliyetçilikleri beslemektedir. Amerika’nın ve Avrupa Birliği’nin küresel siyaseti, dünyanın geri kalanını, mikro ve etnik bazda millileştirerek, yine mikro ve etnik bazda parçalamayı öngörüyor.

Burjuva ideolijisi ekonomik ve dolayısıyla sosyal olarak katman katman çöken toplumu, açlar ordusunu susturabilmek, işsizliğin giderek yoğunlaşmasını görünmez kılabilmek, parlementer burjuva demokrasisinin ve hukukunun verdiği güvensizliği, bununla birlikte toplumsal tabakalarda yükselen huzursuzluğun, şiddetin ve başkaldırmanın ortasında, işçi sınıfını kendi üretim anarşisine zincirleyerek hegomonyasını sürdürmek istiyor. Emekçileri etnik temelde bölmek için de,  milliyetçilik çığırtkanlığı yapıyor. Milliyetçilik bu ülkenin çimentosudur diye avaz avaz bağırıyor. Tabi bu çığırtkanlıkla, Türkiye’de sosyal ve ekonomik çöküşün sur borusunu üflüyor.

Sözü  Dimitrov’a  bırakalım. ‘ Kim küresel sermayeyle işbirliğini benimsiyorsa, gericiliğin ve faşizmin yardımcısı ve emperyalist savaş kundakçılığının suç ortağı olduğunu söyleyin. Şovenizm, emperyalizmin aşırı çıkarlarını temsil eder ancak kitlelerin karşısına hor görülen ( mazlum) bir milletin savunucusu maskesiyle çıkar. Alman faşizminin yaptığı gibi yaralanmış milli duyguları kullanır.’
Georgi Dimitrov / Savaşa ve Faşizme Karşı Birleşik Cephe

Radyodan 2. ses gelir.
‘ Türk milli değerlerinin savunulması için, ‘bayrak provakasyonuna’ sahip çıkmalıyız. Türk milleti ‘sözde vatandaşlara’ gereken cevabını verecektir.’

Kendi ülkelerindeki halkların, insanların sosyal, kültürel ve demokratik gelişimlerini sağlamayanlar, halkları baskı altında tutan anlayışlar, toplumsal birlikteliği bozup, ülkelerini parçalayarak egemen sermayeye yem yapmanın tuzağını kurmaktadırlar. Ve ülkeler en küçük parçalarına ayrılırken, ( eski Yugoslavya ve şimdi Irak sürecinde olduğu gibi) küresel sermaye küresel hakimiyetini güçlendirmektedir.



Radyodan 3. ses gelir.
‘Askeri ihtiyaçlar gerektirdiği zaman, anayasa ve yasalar ile uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde Türkiye Irak’ın kuzeyinde  terör örgütüne karşı gerekli tedbirleri her zaman alabilir’. ‘Türk ordusu milli menfaatler için Irak’a girsin. Kerkük’ü almazsak Diyarbakır’ı kaybederiz. Türk ordusu Irak’a! . Türk ordusu Irak’a!’

Bu ülke topraklarını savunma savaşı değil, bir saldırı savaşıdır. Milliyetçilik düşman yaratmadan varlığını sürdüremez. Düşman yaratırken de parçalanma korkusunu halka bir paranoya olarak işliyor.

 ‘Kürtlerin çoğalmasını durdurmalıyız, Kürtler doğurmasınlar.’   ‘Kürtlerle alışveriş yapmayın.’ türü söylemler üzerine siyaset yürüten milliyetçi partilerin anlayışı açıkça ortadadır. CHP varken MHP’ye ne gerek var diye düşünüyoruz? Televizyonlar da Kuvayi Milliye derneği adıyla ırkçılık gösterileri yapan, kafataslarından hayinleri belirleyip  ‘ölme ve öldürme’ yeminleri edenler ve hepimiz katil Samast ve onun arkasındakileriz diyenlere en iyi cevabı Sabahattin Ali vermiştir.

‘Milliyetin içtimai seviyesinin yükselmesine engel olmak için, demogojiden cinayete kadar her türlü vasıtaya başvuranlar kendilerine milliyetçi dediler. Hak edilmemiş rahatlarını, çalınmış servetlerini muhafaza için yabancı emellere hizmet edenlere milliyetçi dediler.’
Sabahhatin Ali / Milliyetçinin Tarifi

Tekrarlamakta yarar görüyorum. Küresel sermaye yeni pazarlar açabilmek ve bu pazarları daha iyi yönetebilmek için ulus-devletlerin tasviye süreçlerini hızlandırmaktadır. Bunuda mikro ve etnik milliyetçiliği tüm dünyada körükleyerek yapmaktadır.

Finans kapitalin yarattığı ideoloji ve onun kolunun uzantısı gibi duran milliyetçi mızrak, bin yıllara dayanabilen bir Çin setti değildir. Önümüzde hala işleyen, ama ölmeye de yüz tutmuş bir zincirden ve ‘çürümüş balık çukurundan başka birşey yok!’

Barbarlığa karşı savaş, baskı altında uzlaşmayan, aklını ve direncini sermayenin hegomonyasına ve onun reformist geçiciliğine teslim etmeyen, emekçi sınıfın öncü mücadelesinde yükselecektir.

 

 

 

 

 



>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
İzinsiz Gösteri'de yayımlanan yazılar ve görselller izin alınmadan ya da kaynak gösterilmeden kullanılamaz