SAYI 131 / 01 MART 2007

 

PİRZOLALI FONDÖTEN


Can Başkent
[email protected]



Hayvan özgürlük mücadelesi eylemcileri aslında politik kulvarın bir çok alanında zaten etkindirler. Elbette, bu eylemciler insanların sömürülmesine ve ezilmesine de tanım gereği (insan da en nihayetinde bir hayvandır) karşıdırlar. Peki işe neden hayvanlardan başlanıyor?

Bu konuda ilham aldığım organizasyonlar sadece ALF ve ELF değil (ki kendileri FBI raporlarına göre terör örgütüdür ve ABD için en büyük iç tehdittir, ama biz gene de ALF'i seviyoruz). Militarizmin toplum mühendisliği bağlamında en "başarılı" şekilde işlendiği İsrail, kuzey ülkeleri dışında vegan/hayvan özgürleşmeci hareketin en etkin olduğu toplumlardan biridir. Bunun altında aslında tuhaf bir neden yatıyor, zira vegan gıdaların her yerde çok rahat ve basitçe bulunabileceği, belki de dünyanın en vegan-sever ülkesidir İsrail. Nedeni malum: Musevilerin uymak zorunda olduğu koşer yemek diyeti. Et ve sütü bir arada yiyemeyen Musevilerin yemek heveslerini ve iştahlarını doyurmak için vegan dondurmaların, peynirlerin gani olduğu bir toplumda zaten, veganizme çeyrek kala bir hayatla başlıyorsunuz her şeye. (Elbette, dondurma ve peynirin aslolan yiyecekler olduğunu iddia etmiyor, sadece birer örnek olarak sunuyoruz.) Öyle ya da böyle, vegan-sever İsrail toplumu, bu ayrıcalığının politik bedelini (!) de ödüyor. Ses getiren ekolojist, vegan ve hayvan özgürleşmeci hareketler, İsrail'de görece geniş bir tabana hitap etmektedir.

Bütün bunlar, olası bir politik vegan hareketi tartıştığımız bu yazıda, politik veganların neden işi gücü bırakıp iki üç kedi-köpekle uğraştığının hesabını vermede, İsrail deneyiminden yararlanmamız için bize yeterli ve gerekli nedenler sunmakta.

Bu kulvarda mücadele eden kimi İsrailli eylemcilerle yaptığım tüm görüşmelerden aşağı yukarı aynı sonuç çıktı: "İşe hayvanlardan başlıyoruz, zira onları bizden başka koruyacak kimse yok, ama insanlar kendilerini koruyabilir". Tamam, insan hayvanlarla, insan olmayan hayvanları karşılaştırdığımızda, işe insan olmayan hayvanları koruyarak başlamamız gerektiğinde hem fikiriz. Peki, insan hayvanlar arasında bir öncelik sıralaması yapmak gerektiğinde işe nereden başlayacağız? Bu satırların yazarı, kişisel deneyimleriyle örülmüş özgürlükçü mücadelelerinden şu sonucu çıkarmıştır: kadınlar ve çocuklar. Zira, tarih boyunca erkeklerin uyguladığı sömürü, özellikle kadınlar ve çocuklar üzerine yoğunlaşmıştır.

Çocukların "etten ve sütten korunması" için onlarca argüman çok kolay bir şekilde sunulabilir, dolayısıyla bu konuya değinmeyeceğim. Fakat, konu kadınlara gelince, işin rengi değişiyor. Evet, kadınlar kendilerini koruyabilir; evet, bir erkek olarak hariçten gazel okuyabilirim kadınlığa dair; ve evet, radikal feminist ajitasyon yapacağım.

Radikal feminist analizler, kadının ezilmesinin tarihini, antropolojik ve iktisadi anlamda, iş bölümünün ortaya çıkışına dek götürür. Zengin-fakir ayrımının belirmesi, tam da aynı zamanda toplumsal cinsiyet anlamında kadın-erkek ayrımını yaratmıştır. Öykünün kalanı malum, biz erkekler hala büyük bir zevkle kadınların hayatını yok sayıyor ve o hayatları ciddiye almıyoruz.

Ünlü radikal feminist siyaset bilimcilerden Cynthia Enloe, 26 Ocak 2007'de Sabancı Üniversitesi, Karaköy'de, semtin maço karakterine inat, yaptığı konuşmada "kadınları ciddiye almakla" işe başlanması gerektiğinin altını çiziyordu. Enloe'yu takip ederek her toplumda maça en az 1-0 yenik başlayan (başlatılan) kadınları ciddiye alacağız ve her veganın (elbette her vejateryanın da), veganlığın (ve vejateryanlığın da) tanımı gereği, tümdengelerek feminist olması gerektiğini iddia edeceğiz. Burası işin kolay kısmı. Nasıl vejateryan olmayanlarla başa çıkmak gerekiyorsa da, feminist olmayan/olamayan vegan/vejateryan kadın ve erkeklerle de eşitlikçi ve özgürlükçü veganist ideoloji bağlamında başa çıkılması gerektiğini ifade edeceğiz.

Yazının başında söz ettik, İsrail deneyimi ilham vericidir. Zira, İsrail "savaşta kadın olmak", "savaşta vegan olmak" gibi onlarca ince tartışmanın kapsamlı olarak yapıldığı toplumsal hareketlere sahip. Malum, "işe hayvanlardan başlamanın" argümanı basit. Peki kadınları veganizm ile nasıl özgürleştireceğiz? Dahası, kadınların "etten" ve "cinsiyetçilikten" nasıl özgürleştireceğiz?

Cinsiyetçilik ile türcülük aras